İstanbula geldim. Günlük işlerim ve resmî meşgalelerim sırasında bir hıçkırık tutar gibi dostlarımı aramak tutmaz mı beni? Bir uzun gurbetin peşisıra malını mülkünü soran meşhur halk şairi gibi “çanak çömlek, babadan kalma yakası yırtık gömlek nicoldu” diye soramadım ama, dostlarımı, eski sevdiklerimi sormanın ateşine düştüm. Zaten arayacak çanak çömlek veya bunların sembolize ettiği maddî hiçbir [...]
Kategori: Genel
Boşa geçen zamanlar
Zevk bu ya, seyahate bayılırım. Ama “kim bundan hoşlanmaz” diyebilirsiniz. Mesele biraz da eli elverip gücü yetebildikçe kısa veya uzun seyahate çıkmak, aylak ruhumuzu ve bir köşede sabit kalmış bedenimizi “yürü ya kulum” diyerek dolaştırmaktır. İzmir'den kalkan ve Balıkesir hattı üzerinden Ankaraya hareket eden trenimiz Horoz köye gelirken elele tutuşmuş dört beş köylü kızının ayaklarında [...]
Eşek çobanlığı
-Aman yavrum, ne istersiniz garipten; bırakın kendi haline!-Hişt çocuklar, ayıp size! Böyle diyor, ikaz ediyorum ama, kimin kulağına giriyor ki. On sekizinde var, yok, bir meczup çocuğu bir grup mektepli ortalarına almış, kızdırıp duruyor ve zavallı kanter içinde bağırtıyorlar: -Yapmayın be keratalar! Annenizi, ablanızı… Tabi deli bu, anne ve ablalarına rahmet okumadığını tahmin etmişsinizdir. Bir [...]
Devlet tiyatrosu giderken
Devlet tiyatrosu sanatkârları, şehrimizdeki temsillerini beklenilen ve umulan başarısı ile sona erdirmiş ve yol hazırlıklarını yapmağa başlamışlardır. Beklenilen başarı dedim; benim gibi en taze hocalık ve asistanlık yıllarını konservatuvarın ilk mezunları arasında geçiren ve onların sahne dillerinin tekâmülünde karınca kararınca emeği geçmiş bulunan bir kimse için bu zaten malûmdu. Hoş zaten artık memleket de iyice [...]
Faydasız işler
Amerika'nın bilmem hangi eyaletinde çok zengin bir zat, her halde siz de gazetelerde okudunuz, kendisine cenaze alayı tertip edip mutantan tatbikata girişmiş, gülünç mü tuhaf mı acı mı buldunuz bilmem ama, ben sadece faydasız buldum. Bu faydasızlık adamın zengin bir tören yapmasını tenkit edişimden gelmiyor. Keyif bu ya, kimisi böyle âlâ vâlâ ile toprağa girmek [...]
Kasabalı Mehmet
İzmir'in pek yakından, fakat ne yazık ki içkili gazinolarda ud icra eden bir çalgıcı olarak tanıdığı Kasabalı'yı geçen gün bin cefa ile yetiştirdikleri radyo sanatkârları arasında bir kere daha fedakarlık heykeli gibi yükselmiş buldum. Şu bizim fakir kurulup fakirane devam eden radyomuzun ilk çalışma günlerinde onu bir kışlık gazinoda keşfetmiş olmanın hazzını ömrüm oldukça unutmayacağım. [...]
Gölge satan belediye
Ege şehirlerinden birinde geçen günler içinde cereyan eden bir hadise belki birçoklarınızın dikkatinden kaçmıştır. O şehrin belediyesi (Denizli olacak) bir çınarın gölgeliğini kiraya vermiş. Çınarın gölgesi müsakkaf (tavanı örtük) mı sayılır, milli korunma kanununun şümulüne girer mi? Yoksa artırma eksiltmeye mi tabi olarak kiralanmış bilmiyorum ama, işin mana tarafı oldukça ağır basıcıdır. Bir zamanlar dünya [...]
Ya bizim Beethoven’imiz?
Türkiye radyoları on beş gün öncesinden başlıyan haklı ve yerinde bir vefa ile dünya musikisinin en büyük evlâdı Ludwig van Beethoven’i anmaktadır. Küçük yaşta musikiye karşı duyduğu iptilâ ve ateşi Viyana’da söndüren, orada Haydn, Mozart gibi kıymetlerle tanışan Beethoven’i anmak bakın kaç sebepten lâzımdır. Lâzımdır; çünkü bu dâhi adam, cihan musikisine, başta dokuzuncu senfoni olmak [...]
İki dinin öpüşmesi
Dünya Ortodokslarının şarktaki en büyük mümessili Athenagoras cenaplarının Cumhurbaşkanımızın yanında çıkan resmini gazetelerde gördünüz mü? Demokrat bir memlekette her vatandaş köşke girer, Cumhurbaşkanı ile görüşür ve poz poz resim çektirebilir; bu, bir mesele değildir. Resmin bence asıl ehemmiyetli tarafı, Hıristiyan dininin büyük “ulu” su ile, Diyanet işleri reisimiz münevver ve muhterem Eyyüp Sabri beyin yanyana, [...]
Neden böyle mükedderiz?
Halimize uzaktan bakan kimse, elimize taşlar alıp dövünesi bir duruma geldiğimizi rahatça fark eder sanırım. Aralarında hiçbir ayrılık gözetmeden her hadise karşısında, ne de çabuk üzülüyor, olanları karamsıyor ve sümsükleşiyoruz. Birkaç kuşak ve göbek arkamızda kalan büyüklerimizin, en büyük felaketi bile kader adlı bir kuvvete yoran dayanıklı, kalender bir hali vardı. Çok şükür, maziden gelen [...]
