Musikimizde Atatürk

Dün radyomuzda Atatürk Dün O'nu, Tanrı'nın rahmetini milletçe temenni ederek toprağa vermemizin hikâyesini radyolarımızdan takip ederken musikimizin halâ bir senfoni yaratamamasını, onu insan ve kahraman vasıflarıyla ifade eden bir senfoni ile, matemini dile getiren bir mistik eserle (oratoryo) bir ayinle, modern bir kârla meydana atılamamış olmasını esefle tespit ve müşahede ettik. Hani büyük üstat Sadettin [...]

Neş’e Can

Bir buçuk aydır mensuplarına verecek parası bulunmayan Ankara Radyosu, bir çok solisti gibi Neş'e Can'ı da turne turne gezdirmektedir. Ününü son iki sene içinde yapan bu sevimli, cici kızın -belki çok büyük değil, belki tam klâsik hançereli değil- fakat bal gibi bir sesi var. Çarpmalarında biraz külhânî ama, asla bayağı olmayan bu solist, kendi çapında [...]

Sevimli General

Siyasî hayatın türlü cilvelerini gören bir dünyada yaşamaktayız. Her yerde olduğu gibi bizde de seçim zamanına kadar yolcu, seçimden sonra hancı olanlar, kısaca düne kadar pala savurduğu partiye, bir gün sonra bir demet çiçekle arz-ı hulûsta bulunan birçok kimseler görmek mümkündür. Zıp şu partinin kucağında, hop öteki partinin koynundadır. Fikir denen ve bir ipek böceğinin [...]

Necdet Remzi Atak

"Göktepe Salonu'nda daha kimleri dinleyeceksiniz? Sayın adındaki sayın okuruma Ankara Musiki Muallim Mektebi Devlet Konservatuvarı'ndan meslek arkadaşım bulunan Necdet Remzi Atak, bugün memleketin Batı tekniği içinde yetişmiş en değerli keman icracılarındandır. Küçük yaşta bu aleti çalmaya başlayan Necdet, meşhur viyolonist ve namlı müzisyen Benger'e öğrencilik etmiştir. Hocasına meftun olan Atak, ablasıyla birlikte Almanya'ya gönderilmiş, Leibzig [...]

Musikimizde sesler

Çene sesine halâ itibar edenler musikimizi tanımayanlardır Türk musikisinin klâsik dediğimiz dalı ile halk müziğinde teganni ederken çıkarılan sesleri, bizde, pratik olarak dörde ayırmışlardır: Gırtlak-hançere sesi-kafa sesi-çene sesi gibi. Göğüs sesi deyince, şöyle bir sual akla gelebilir: Kuvvetini göğüsten almayan ses var mıdır? Şüphesiz ki yok. Küçük kan damarcıklarının hayat taşıdığı iki mühim uzvumuz içinde, [...]

Kemanî Reşat Bey’e ait meraklı bir hatıra

Yedi sekiz sene evveline kadar memleketimizin en değerli keman üstadı rahmetli Reşat Erer idi. Eski İstanbul Radyosu ile Ankara Radyosu'nun ilk açıldığı günlerde bu istasyonların neşriyatını takip edenler onu gayet iyi tanırlar. Büyük bestecilerimizden merhum Yusuf Paşa'nın torunu olan Reşat Bey, dedesinden tevarüs ettiği yüksek sanat kabiliyetini Darülelhan'da kemale getirmiş Rauf Yekta Bey ve emsali [...]

Yeşil’e övgü

Dün bahar mı ona, o mu bahara karıştı, yoksa ben mi hülyama dolandım; anlayamadım. İlk yaza gidebilmelerini kutlamak için kırlara taşanlara imrenerek bir dostla telâki (buluşma) zarureti içinde, önü çayırlığa bakan bir kahvede oturmuş, dışarıyı seyrederken tâ karşımda, güneşin sıcağına katlanmak istemeyen yirmi beşini aşkın bir tazenin yeşil robu gözlerimi oyaladı. Sol eliyle yeşillere bürünmüş [...]

Külhanbeye hasret

İngiltere'de bir deli binbaşı varmış. Bir büyük köprünün altından ahalinin şaşkınlığına, korkmasına bakmadan vire geçip durmuş. Halk, "Ne oldu bu adama? Kimdir bu? Ne günlere kaldık?" derken, öğrenmişler ki bu adam, deli lakabıyla anılan meşhur tayyarecidir.  Bir kahramanlık mı yaptığı? Sanmıyorum. Çoluk çocuğu, hamile kadınları, bir sürü masum yavruları keyfî bir kapris ve afi uğruna [...]

Dev romancıyı uğurladık

Dün şehrimize gelip Bergama'yı ziyaret eden ve akşam Atina'ya hareket eden İngiliz romancısı Somerset Maugham'ın daha fazla kalmamasına, roman sanatı ve kendi sanatı hakkında aydınlığa götüren görüşlerinden faydalanmayışımıza yandım. Onu küçücük bir sütun içinde belli başlı hatlarıyla -mümkün olabildiği kadar- anlatmaya çalışacağım. Ama hemen başta söyleyeyim ki bir sanatkârı en iyi tanıtan yazı, bizzat kendi [...]

Millî Eğitim mevzuunda…

Yeni Millî Eğitim Vekili olan muhterem profesör Rıfkı Salim Bey, verdiği beyanatında Millî Eğitim sistemimize canlı bir iki çizgiyle temas edip geçti; mahir ressamın fırçasıyla şöyle dokunması kabilinden. Ama bu işaretlerin kuvvetli bir projektör mahiyeti var. Bunu da söyleyelim. Gerçek odur ki Türkiye'de, çeyrek asırdan beri gelen türlü nazarî ve hatta tatbikî görüşlere rağmen tedrisat [...]