Edebiyat ve Halk

İçtimaî durumları bakımından çoğu zaman silik kalmış fakat hizmetleri büyük olan halk yığınları bütün geçmiş çağları adsız çiçeklerle bezediler. İlk Asya kurultaylarında can veren onlardı. Zalim sanattan nişan veren ehramların altına, çalışmaktan tükenmiş vücutlarının çürük kemiklerini bırakan onlardı. Yunan'ın Agora meydanlarında asırlar boyu halk çığrıştı. Medenileşmiş ilk sosyete düşünücülerine konu, ilk din ulularına sevgi kaynağı, [...]

Buyurun!

Gazetelerde okudunuz mu? Amerika'nın bilmem, neresinde yaşıyan ikiz kardeşlerden biri ne hissederse öteki de onu hissediyormuş. Biri gülerse, obiri de gülmek ihtiyacını zor tutuyor, biri ağlarsa, ötekisi feryadı basıyormuş. Nihayet evlenecek çağa gelmişler. “Evet, bunda ne var?” diyeceksiniz değil mi? Doğru. Bunda bir şey yok. Hele bedbin Arap şairine uyarsak: “Ölüm iki kapılı bir eve [...]

Batı müziğini sevdirmek

Memleketimizde Batı müziğini sevmeyenler, şüphesiz az değildir. Fakat öyle sanıyorum ki, asıl sevgisizlik, Batı müziğine karşı değil, Batı müziğinin ukala müdafilerine karşıdır. Memleketimizde Avrupa müziği tekniğine yabancılık var sanmak pek doğru bir şey olmasa gerek. Aksine, büyük bir kalabalık, Sherlock Holmes’in cinayet romanlarıyla, Pitigrilli’nin yakası yırtılmamış rezaletlerini nasıl okuyorsa, adına beyhude yere müzik demekte israr [...]

Uşak

Tulûat tiyatrosunun komik adı altındaki son mümessili, Dümbüllü İsmail’i geçen gece bana, on bir yaşındaki heyecanlarımın aynını tattıran bir lezzetle seyrettim. “Son tulûat komiği” dedim. Çünkü bizi kendisine değil, sanatına güldüren tek halk sanatkârı olarak ortada kalan odur. Şaklabanlıkta, belden aşağısı ile alâkalı tekerlemelerde, gerçek tiyatro ile, halk geleneklerinin ortasında kalan melez hareketlerde gördüğümüz o [...]

Kitap ve çöplük

Dün, kapısı birinci kordona açılan ve içi her gün denizin esintisiyle yıkanan bir büyük kitaplıkta, oturulmamış iskemlelerin, el sürülmemiş fikir ve sanat eserlerinin adeta feryad edişine şahit oldum. Kimsecikler yok. Beyninin ışığını cilt cilt kitaplara doldurmuş olan nice saygıdeğer insanların şu aziz metaına yanaşan kim? Okuyor muyuz? Buna hemen “hayır” diyemeyiz. Kafaları ifsad edici bir [...]

Dergilerde şiir

GENÇLİK ve olgunluk çağımın Nouvelle Litteraire’inde, Julien Benda, sevdiklerim arasındaydı. Bir baş yazısında şiir için ne diyordu; “Renk renk, anlamca derin ya da boş, bunca sözcükler.. Sanki kucak kucak yaz çiçekleri.. Bunları kullanarak değişik yüzyılların insanlarında tıpkısı ateşleri yakacaksınız.” Henüz yirmi üçümde, kendimi tanıtmadan, yaşıtım ozanları tanıtıyorum, Ulus’un edebiyat sayfasında: Cahit Sıtkı’lar, Dıranas’lar, Orhan Veli’ler, [...]

Dîvan şiirine bakalım

Milli Eğitim Bakanlığı’nın liselerde okuttuğu kitaplar, hem yöntem, hem içerik bakımından dîvan şiirini sevdirici değil. Hatta bu şiirden tiksindirici de. Bakanlığın kurduğu, başkanlığını naçiz şahsıma bırakılan komisyonda, çok değerli arkadaşlarla bu konuda aldığımız karar şuydu: “Dünyada ve bizde dîvan şiirine özgün bir akım olarak bakılır. Ama çocuklarımız bu edebiyattan yılgın. Çünkü yöntem bozuk. Aruz kalıplarını [...]

Devirler Açan Zola

Émile François Zola(1840-1902) 1840'dan onun ölüm tarihi olan 1902'ye kadar uzanan bir hayat, Zola için pek basit, pek kısa ve pek ömürsüz olur. Fakat bu altmış iki yıllık ömrü kaplayan çağ ve bu çağın Fransa'sı sosyal ekonomik dalgaların birbirini hırpalayan tazyikleri altında kıvranmadadır. Bu devir, aristokrasinin yıkılıp yerine hakir şehir çocukları sınıfının geçişini, 1789 idealist [...]

Realizm sarhoşluğu

Bir edebî mektebi hastalık haline getirmiş gibiyiz. Bir hakikat, bize yalnız ifrat halinde değil, eksik ve sakat bir halde de hâkim olmaktadır.  Tanzimat'a kadar ve ondan uzun yıllar geçtikten sonra da realitenin dışında idik. Bugün bir realite hastalığına tutulmuş, her ölçüyü ona göre tayin etmeye çalışıyor, tempéramentları [mizaç], sanatkârın fizyolojik bünyesini, devrin atmosferini, ifadenin hususiyetini [...]