Mareşalin Ardından

İnsanın, “Ölüm ne kadar güzel” diyesi geliyor. Türk’ün büyük evlâdı Fevzi Çakmak‘ın ardından boşanan bu insan nehri, parti görüş ve anlayış farklarını bir yana koyarak akıp gitti. Ölüm, her şeyi aslına irca eden bu büyük hâkim, şahsi görüş ayrılıklarının hepsini bir anda nisyan [unutma] bulutlarıyla sarıp sarmalamasını biliyor. Bir gün önce lânetlerimize uğrayan en azılı katilin bile idam sehpasında dalından kopan bir ayva gibi yanın düşmüş başını ve sarkık dilini görünce nefretlerimizden âdeta iplik iplik bir şeylerin koptuğunu, müsamahanın ılık bir su gibi nesiçlerimizi [doku] dolaştığına hep şahitizdir. Bir gün önce topyekûn insanlığımızla ayağa kalkan isyanımızı hiç bir kuvvet yenemiyordu, bir gün sonra ki bu ricat [geri dönüş] ne?

Ölüm, şüphe yok ki kuvvetlerin en hâkimi ve en yenilmezidir. Ya bu geçen Mareşal gibi, şahsında Türk dediğimiz varlığın ta kendisini temsil eden bir kahraman ise… O zaman sevda üstüne âdeta yeni bir sevda bina olunur ve ölü; milletin matemle kırılmış kanadı üstünde işte böyle bahtiyar, büyük seferine çıkar. Türk ihtilâlinin bu yiğit evlâdına yapılan cenaze töreninde, onun, âilesine son saygısını göstermek isteyen resmî ordu temsilcileri de, onun ahlâk ve karakterini örnek edinmiş olan gençlik de yerden göğe dek haklıydı. Sevgisine vefada yarışa çıkan halka, Nedim‘in “misilsiz” dediği koca İstanbul dar geldi. Bu ölümü öylesine manidardı ki, bu milletin nazarında, değil sokak politikaları, değil demagoji gürültüleri, partiler martiler vız geliyor demekti; millî meseleler ön safa geçmeye görsün. Bu ölüm yine öylesine manalı oldu ki dıştan ve işten sarsılmak istenen, milliyet ateşi ile tarih sevgisinin terkip ettiği millî ruh, sarsılmak şöyle dursun, kıyam halindedir. Bakın hâlâ vatanın hizmet kulu vefakâr ölüye ki, ölümü bile daha bir kere vatanserverlik, daha bir kere fazilet dersi oldu. Mareşal, dev çatısındaki gövdesi ile; gür kaşları altında iki nöbetçi süngüsü gibi keskin bakışlarıyla; ucu Tanrıya uzanmış bir ahlâk yolu üstünde, seksen yıldır dimdik yürümekten gelen o tatlılığı, o halavetiyle; Türk oğlu Türk karakteriyle ırkımızın tâ kendisini temsil ederdi. Bu sebepledir ki onun göçmesi ile en duygulu bir tarafımız sanki yerinden söküldü. Yatağından taşan bu kalabalığın omuzlarında iken bile hâlâ milletinin hizmetinde gibiydi.

Mareşal bu ebedî seferine milletle sarmaş dolaş olarak çıkarken şunu da öğretti: Böylesi bir ölüm, sade tek hâkim kuvvet değil, güzel bir şeydir de. Sen Çakmak oğlu aziz Mareşalim, o mahşerimsi kalabalığın gönüllerine basa basa mahşere kadar rahat gidebilirsin!


Şardağ, R. (1950, Nisan 17). Bir Yüksük Dolusu / Mareşalin Ardından. Anadolu, s. 2.


Mareşalin Ardından” için bir yorum

Cenk Guray için bir cevap yazın Cevabı iptal et