Muzaffer İlkar ve VEFA…

Muzaffer İlkar
(1910-1987)
Radyo, 2/7/1945, 43: 15

Rahmete kavuşan sevgili Muzaffer İlkar’ın, ağır hastalığı günlerinde bile Türkiye radyolarıyla televizyonlarından, eserleri ve adı duyulmaz olmuştu.

Klasik tavra dayalı eserler vermemiş olsa bile, çağdaş Türk sanat müziğinde adını gönüllerimizin ince telleri üzerine kaydettirecek güzel şarkıları vardı, O’nun. Muzaffer’i unutmanın, kendisini, yakınlarını ve sevgili, vefalı torununu üzecek bir yanı olmasın isterim. Çünkü İlkar, kibar ve ince şarkılarına tıpkısı benzeyen kar kadar beyaz kalbiyle de unutulamazdı. Onu, Ankara Radyosu’ndan emekli olup çekildikten sonra bekleyen vefasızlık, doğuya özgü bir yazgıdır. Yalnız sanatçıları değil, tüm ünlüleri bekleyen kader budur işte.

Önce sevgiler yollarız. Uğruna marşlar besteler, şiirler yazarız. Baş tacı ederiz. Günün birinde şu yalan dünyamızı terk eder. Mezarını çiçekler, sevgiler, gözyaşlarıyla ıslatırız. O günün akşamını izleyen günler, aylara ulaşınca, sevgi ve ilgi sıcaklığı ısısını azaltır kalplerimizde. Aylar yıllara ulaşınca, ölüm günlerinin anılmasında dost saflarını, unutulmuşluğun katı rüzgârları seyreltir. Vefasızlık bir duman boğuntusu ile karartır hislerimizi. Tüm doğu yazgısı… Orta Asya’da, Mezopotamya’da yazılmış bu yazı… Uygarlığa elverişli yerler zâti az. Moğol sürücüleri acımasız. Coğrafyanın olanaksızlıkları katı… Aynı ulusun çocukları, birbirini yiyor… Herkeste “Önce can” duygusu filizleniyor. Daha sonra “ille de can” denerek “cânân”, aklın ucuna bile gelmez oluyor.

Bakıyorsunuz, doğu edebiyatı örneklerine: Vefasızlık! Arap, Fars ve Türk divan şiirlerinin ortak konusu bu! Ünlü Arap şairi Ab’ol Alâyımorrâ, görmeyen gözlerini de îmâ ederek:

-“Şu anda seni görmemin hüznü içindeyim. Diyelim ki gördüm, bu sefer de bulmamanın acısıyla yanacağım.”

Büyük şair Hâfız, artık vefasızlığı olağan saymakta, onunla beslenmede. Vefasızlıklar karşısında kırılmayı, kendi inancına göre kâfirlik saymada:

“Vefâ konim o melâmet koşîm, hoş bâşîm
Ke der terîkat-emâ kaaferîst, renciden.” (*)

Padişahları bile vefasızlıktan sızlanmış bir toplumun çocukları olarak İlkar’a karşı ses sanatçılarımızın gösterdiği vefasızlığa şaşamazdık ki! Yeni yeni bestecilerle, yeni olanaklara ve imtiyazlara sahip müzisyenlerle musiki alışverişleri sürdürülürken, eskileri bir kalemde çizmek, herhalde yiğitliğin ta kendisi olmalı.

Ne var ki vefasızlık, bu unutulmuşluk Muzaffer’i üzse bile yadırgatmamıştır. Henüz hasta yatağındayken geçmişi anımsamıştır sanırım. Bir zamanlar Ankara Radyosu’nun ses sanatçısı, program yöneticisi ve müzik şefi olarak bir günde iki radyodan, daha sonraları da üç radyodan her gün peş peşe eserleri okunurdu. Onun, bunu o zamanlar, içtenlikli bir beğeniye bağlamış olduğunu hiç sanmam.

Sevgili ve çok değerli iki bestecimizin Avni Anıl’la Yusuf Nalkesen’in İzmir Radyosu’nda görevliyken, güzel besteleri, günde birkaç kez üç radyodan da gönüllerimize ışık ve duygu demetleriyle serpiliyordu. Radyodan emekli olmalarıyla birlikte vefasızlığın silindiri onların gönüllerinde de birkaç dal kırmış olmalı.

Erdoğan Berker’i düşünüyorum. Gerçekten çok yeni, çok güzel bazı şarkıların sahibi. Klasik tavırda hiçbir denemesi olmasa bile fantezi şarkıları onu, gönüllere yerleştirdi.

Ne kadar sürer bu! TRT Yüksek Kurulu’ndaki görevi bitene kadar değil mi? Vefasızlık, bir hayâlet gibi bestecilerin başında, TRT kuruluşlarından kopup dışlanacak günleri bekliyor. Bir şarkısı, topumuzun en sevimli eserine baskın çıkan büyük besteci Çağla’nın İstanbul Radyosu müzik şefliğinden ayrıldıktan sonra, karşılaştığı ilgisizliği anımsayın.

Ankara Radyosu kargaşa içinde…27 Mayıs gecesi gelen yarbay, bilmediği yönetim işini iyice karıştırmış. Türk sanat müziğinin başına, fahri olarak tam yetkiyle geliyorum. Derhal bestelerim okunmaya başlıyor. İlk emri veriyorum:

-“Kim radyoda, ben görevdeyken bir şarkımı okursa, bütün sololarını keseceğim.”

Yalnız Muzaffer’in kalbine mi battı vefasızlık? Bu maya yalnız bizim değil, tüm doğu toplumunun hamuruna karışmış. Koca Kanûnî Sultan Süleyman bile vefasızlıktan sızlanmadı mı?

“Ey Muhibbî, beni âdemde vefâ kalmadı hiç
Sende Mecnûn sıfat, tut yürü dağlar eteğin.”

Ama yine de mutluyuz. Çünkü bizim yolumuzda, “Vefasızlığa incinmek, kâfirlikle eşittir.”

(*) ..Vefâ gösteriyor, ayıplıyor ve kötülük görüyoruz.


Şardağ, R. (1987, Mart 2). Muzaffer İlkar ve Vefa. Güneş, s. 4.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

Muzaffer İlkar ve VEFA…” için bir yorum

Cenk Guray için bir cevap yazın Cevabı iptal et