İstanbul’dan bize tatlı tatlı mizahi mektuplar yazan “Dalgacı” arkadaşımız, geçen sayılarımızda “Safiye Bacı sahnede” diye bir yazı yazmıştı. Dostumuz Safiye Ayla‘nın Tepebaşı’nda okumasını onun piyasaya düşmesi şeklinde yorumluyordu.
Bir gece, ben de bu bahçeye gittim. Baktım; meşhur bir piyasa okuyucumuz çıktı. Tebessümlerini durmadan saça saça mikrofona geldi. “Şey” dedi, “Sevgili dinleyenlerim”; bundan sonra teker teker saz arkadaşlarını arş-ı âlâya çıkardı. Sonra okuyacağı şarkının güftesini tekrar edeceğini, “çünkü çok güzel bir şiirdir efendim” diyerek büyük bir bilgiçlikle söyledi. Daha sonra, o güzel sesini bilhassa ve sahne böyle istiyor diye, yırttı, örseledi, külhani tavırlarla bezedi.
Bir de Safiye çıktı. Sazendeye gayet yavaş iki kelime söyledi. Mikrofonda duyulup halka ulaştığını anlayınca nazik ve zarif: “Pardon, mikrofonun açık olduğunu bilmiyordum” dedi. Daha sonra ciddiyetle sanatını icra etti.
Değerli okuyucularım!
İşte size iki misal, ikincisi yani Safiye Ayla, sahnede okumuş, fakat orada kalmamış, piyasalık olmamış, birincisi ise sahnede, okumuş, fakat piyasada kalmıştır.
Bu memlekette Radyolar sanatkarı beslemekten uzak kaldıkça piyasaya çıkmak mukadder bir akıbettir. Bütün mesele Ayla‘mız gibi hem sahnede okumak, hem piyasalaşmamaktır. Bu iki ciheti birbirinden ayırmalıyız.
Şardağ, R. (1954, Temmuz 4). Piyasada okumak başka, piyasada kalmak başka. Radyo Gazetesi, s. 1, 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

