Aziz dostum Münir Nurettin‘in üslup dersine “Biz üslup sahibiyiz, girmeyeceğiz” diyenler bütün haklılıklarını şu “üslup” sözünden almışlardır. Nitekim, bir kısım gazetelerin ve bizim bu noktada kendilerini haklı çıkarışımızda Dr. Yavaşça, Zeki Müren ve Safiye Ayla için artık yeni bir üslup kazandırma bahis mevzu olmayacağındandır. Hatta Doğrusöz de, Ahmet Çağan da Mefharet Yıldırım da bundan sonra yeni bir üslup kazanacak değillerdir.
Ancak ben Münir’in yerinde olsaydım, onları şu şekilde davet ederdim: “Arkadaşlar, buyurun mazinin sanatına mana verme dersine! Buyurun, klasik üstatların renk ve manalarını teşhis dersine! Buyurun, nüans bakımından yeniden meşk dersine! Buyurunuz, bu eserlerin ve makamların icat edilişindeki anekdotların öğrenilmesi dersine!”
Soruyorum: “Biz, çok şükür, bütün bu derslerden müstağniyiz” diyebilecek ve matbuat sütunlarında kendilerine müdafaa imkanı bulabilecek kaç tane isim yapmış solist çıkabilirdi ortaya? Bütün mesele, davanın, eğer bize aksettiği gibi ise, adının yanlış konmasıdır. Mamafih adı üslup dahi konmuş olsa, sanatkarlarımızın anlayışlı bir ahenk içinde, bu derslere devamını, candan ve kendi menfaatlerine olmasını temenni ederim.
Gerçi Mesut Cemil Bey, Radyo müdürlüğü hayatında bugüne kadar göstermediği celâdet ve otorite ile hepsinin derslere girdiğini demeçlemiş ve derslerin mecburi ve mutlak olduğunu sert bir ifade ile izah ve temin etmiştir.
Ama bizce bu kâfi değil ki… Kendileri için büyük ehemmiyet taşıyan Münir Nurettin‘in derslerine, sanatkârların mecburiyetle ve istikbal endişesiyle girmelerinde tam bir fayda melhuz değildir. Dersine ve radyosuna sevgisiz bir otorite ile sanatkâr celbetmenin Radyo müdürleri için muvaffakıyet sağlayacağını sanıyorum. Meselede bir izah hatası olduğu, bizim için her biri bir kıymet olan sanatkârlara anlatılmalıdır. Meselenin sanatkârlar için bir de tenkit edilecek tarafı olduğunu da kaydetmeden geçemeyeceğim. Nedir o ikide bir gazete muhabirlerine başvurmak? Pek çoğu, değil musiki bilgisinden maalesef umumi kültürden dahi mahrum olan bu çoluk çocuk müdafaasına dayanarak, değil haklılığımızı ispat etmek, kendimizi dahi ikna edemeyiz.
İsimlerini bu sütunlarda sık sık taktirle andığım, her biri ayrı renk ve üslupta şakıyan sevgili solistler! Derslere mecburiyetle değil, derûni bir iştiyak ve mutlak bir ihtiyaçla giriniz! Hele Münir Nurettin gibi devasa bir ses dehası size cömertçe ders verdikten sonra unutmayınız ve unutmayalım ki, bu memlekette Süleymaniye kadar ebedi olduğu halde görünmezliği yüzünden inkâr edilen Türk musikisi, Münir Bey‘in çilekeş sabrı ve teganni dehasıyla ayakta kalmakta ve sizlere karşı duyulan hayranlığın yarı hissesi ve hakkı ona ait bulunmaktadır.
Sizler de nazarımızda birer Münir namzetisiniz.
Bir gün gelecek sizin de önünüze öğrenmeye müştak olan kıymetler diz çökecektir. Uzağa gitmeye ne hacet! Radyoya ilk girdiğiniz anla bugün arasındaki farkı bir düşünün!
Bu gazete, babasından da gelmiş olsa haksızlığın dostu olmamış ve olmayacaktır.
Hepinize kucak dolusu muhabbet!
Şardağ, R. (1954, Ekim 25). Onun yerinde ben olsaydım. Radyo Gazetesi, s. 1, 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

