Radyolarınızı açınız; çeşitli seslerle karşılaşacaksınız. Bu eserler kadın, erkek, zayıf, kuvvetli, kadrolu, kadrosuz, renkli, renksiz bir çok kategorilere ayrılır. Fakat onların yegâne birleştikleri nokta ayrıldıkları sınıflardır.
İkinci sınıf ses sanatkarı stajyer, birinci sınıf sanatkar repetitör muavini, repetitör… Bütün bunlar, imtihanlar sonunda kadın erkek bir çok solistin birleştiği buluştuğu yerlerdir.
Peki ama, biz solistleri bir defa sınıflara ayırırken bu sınıfların karakteristik hususiyetlerini tespit etmiş miyiz? Yani “musiki bakımından şu vasıflara sahip olanlar bu sınıfa alınır” diye metotlu, ilmi bir hususiyetler cetveli hazırlamış mıyız?
Yoksa salahiyetli kimseler tarafından hazırlanmış böyle bir şey yoktur da imtihanlar mümeyyizanın çeşitli halet-i ruhiye izninde verdikleri notların muhassalasından mı ibarettir? Muhakkak ki realite budur. Haydi diyelim ki imtihanlar evvelden her sınıf için en salahiyetli kimseler tarafından hazırlanmış bir cetvel ve esaslara göre yapılmıştır.
Fakat sınıflara ayrılmak, adaletin tecellisi bakımından kâfi midir? Sınıflar sosyal hayatta milletlerin hayatında bile kesin bir mana ifade etmezken musiki gibi en ince nüansların insan sesinde bambaşka hususiyet yarattığı bir sahada ona bağlanmak pek beyhude bir gayret olur. Mesela İstanbul Radyosu’nda Türkan Dizer diye bir kızımız var. Sakin bir ses karakteri içinde her geçen güm tekâmüle giden bu kızımız, on be dakika seans alır ve ikinci sınıf itibar edilirken iyi huylu cana yakın ve efendi bir insan olan dostumuz Necmi Rıza Ahıskan her geçen gün son sür’atle dinlenilmez eserler ülkesine doğru koşmakta, hatta hududa yaklaşmakta olmasına mukabil yarım saat seans almada ve birinci sınıf ses itibar edilmektedir. Diyelim ki bu iki sanatkarın sınıfları aynıdır. Bu şartlar karşısında bile her zaman aynı mı kalmalı, Dizer Ahıskan’ın sınıfı içinde mi itibar edilmelidir? Ankara Radyosu’nda bir zamanlar Müzeyyen Senar tesiri içinde okuyan bir Behiye Aksoy vardı ki, bugün, başlı başına bir ses karakteristiğine sahip olup civelek bir kuş cıvıltısıyla mahzun bir dem çekiş arasında yepyeni bir tavırla yükselmektedir? Şimdi bu kızımızı da kendi sınıfındaki arkadaşlar arasında neden müsavi şartlara ve müsavi mükafata sahip kılmalıyız? Keza stajyer içinde Gönül Akıncı sanat kar arasında Sevim Tanürek aynı kategorideki arkadaşlarını yüz fersah aşmışlardır! Nevin Demirdöven her geçen gün inanılmayacak kadar hayran olacak bir yumuşaklığa sahip olduğunu ispat etmektedir. Dünkü Müzehher Güyer yepyeni bir tavırla meydana çıkmıştır.
Bunları hep kendi sınıfları içindeki kıymetlerle müsavi mi addedeceğiz?
Mesela, bana sorarsanız Nusret Ersöz adlı sempatik delikanlının nası olup da seans aldığına hayret ederim. Bu çocuğu da hem sınıf olduklarıyla nasıl bir hizada mütalaa edebiliriz.
Öte yandan seyrek olarak çeşni olsun diye seans verilen bir Suat Sayın tanırım ki, Ankara Radyosu’nda udi olarak çalışan bu çocuk bir senelik bir kendini tanıtış ve çalışmadan sonra Türkiye’mizin as sesi olacak bir karaktere sahip midir?
Hülâsa nüans, orijinalite, müzikalite, üslupta renk, tekâmül, manaya duygu, duyguya mana kazandırma dilimizin diksiyonunu icrada mümtaziyet musikimizin klasik kültüründen hissemend olma öyle hususiyetlerdir ki, bunları bir sınıfa mensup insanların hepsinde hiç olmazsa aynı nisbette bulacağımızı sanmak, ilme, realiteye tamamen tezat teşkil eder. Öteye gitmeye ne hacet; bir sınıfta okuyan ve aynı müfredat programını aynı öğretmenlerden ders olarak gören öğrencilerin bir kısmı hayatta öncü pek çoğu dümenci olduğu en çok bilinen bir keyfiyettir. Öyle, öyle ama bu keyfiyetin bilinmediği tek yer galiba Türkiye radyolarıdır.
Şardağ, R. (1954, Aralık 6). Radyolarımızda. sınıf. Radyo Gazetesi, s. 1, 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

