Repertuar

Bu işin kıymeti üzerinde duracak değilim. Zira radyolarımızda bir iki büyük sanatkar hariç, solistlerimizin repertuar fukaralığı önemli bir mesele. Fakat bir de okunan eserlerin keyfiyeti vardır ki bu meselenin halli de galiba halledilemeyecek meselelerin arasına karışmış bulunuyor:Eserlerin klasik üslupta olması. Bu mülâhaza ile zaman zaman bilhassa İstanbul Radyosu’nda bazı süzgeç vazifesini görecek çalışmalara girişilmiştir. Bir defa bu kabil çalışmaların hiç bir zaman bir heyet marifetiyle tam salahiyet yapıldığı görülmediği gibi Radyo idarelerince alakalıların işine müdahaleler de yapıldığı sabit olmuştur. 

Haydi çalışmaların ciddiyetini kabul edelim. Fikir sakat değil mi? Günümüzün her bestecisinden de mutlaka klasik tavırda eserler beklemeye ne hakkımız olabilir? Mesela devrimizin üç büyük bestecisinden biri olana Saadettin Kaynak’ın klasik üslupta bir tek eseri var mı? Ama kendi tavrının damgasını bütün eserlerinin ruhuna vurmuş olan bu kıymetli insanın eserlerini Radyolardan tard mı edeceğiz?

Şu halde arayacağımız şey neydi? Klasik mılasikten evvel, üslup! Ama üslup deyince de, okuyuşta olduğu gibi bestelerde de seviye davasını daima unutmamak lazımdır. Her güzel ve kendine mahsus olan şeyi üslup farzedemeyiz. Bu taktirde binlerce serseri için güzel sayılabilecek külhanbey konuşmasını kendine mahsustur diye de Radyolarımıza sokmamız ve bu çeşit bir konuşma ile konferanslar verdirmemiz icap eder. 

Mesele, yukarıda dediğimiz gibi aynı zamanda bir seviye davasıdır. Bu da seçkin, okumuş, incelmiş, medeni yükselişe erişmiş, musikinin iki dalından az çok anlar bir hale gelmiş olanların zevkini incitmeyen bir seviyedir. İşte o zaman yurt türkülerindeki sadelik ve gariplikle klasik müziğimizdeki zengin makam ve tekniği yoğurmuş olan Sadettin Kaynak üslubuna radyolarımızda yer verir yine üslupları olduğu halde seviyeleri yukarıda izah ettiğim kimselerin hizasına kadar ulaşamamış olan Abdullah Yüce, Kadri Şençalar, Dramalı Hasan vs. gibi kimselerin eserlerine orijinalitelerine rağmen mikrofona çıkma permisi veremeyiz. Bestelenmiş eserlerde aradığımız bu seviye asaletini de asla bir sınıf görüşü ile mütalaa etmemeliyiz. Zira bizce bir Aşık Veysel‘in okuyuş ve bestesinde bütün tabiiliği sadeliği içinde asalet vardır da mesela sazında büyük bir değer olan Şükrü Tunar‘ın Zeki Müren tarafından plağa okunmuş olan Uşşak “Kalbimi zehrederim” şarkısında naçiz görüşümüze göre asalet yerine bayağılık hakimdir. Şu halde işin her şeyden önce prensiplerine varmalı değil miyiz? Klasik tavırda eserler makbulümüz olacağı gibi klasik tavırda olmayan orijinal fakat seviye sahibi eserler de geniş çapta repertuara alınarak musikimiz monotonluktan kurtarılmalıdır. Besteleri seçerken acaba Türkçe’ye, dile önem vermeyecek miyiz?

Bir eseri sazlarla prova eden solist usûl ve ses bakımından dişmemek için nasıl itina gösteriyor, bestekarın nasıl usûlü noksan bir eseri vermemesi bekleniyorsa, o bestenin sözlerinde de bir Türkçe hatası telfaffuz noksanlığı nazım ve şiir kabiliyetsizliği bulunmamaya o nipbette ehemmiyet verilmelidir. Bütün sazende, hanende şef ve personeliyle çok şükür bestekar kesilen Ankara Radyosu’nu kendi haline bırakalım, fakat İstanbul Radyosu’nda bu esaslar dahilinde bir keyfiyet ve kaliteli eser seçimine bir an önce geçmeliyiz. Lakin bu işin bir kişi değil salahiyetli ve musiki tandansı bakımından birbirinden az çok farklı kimselerden mürekkep bir heyet marifetiyle ifa etmeliyiz. Münir Nurettin, Cevdet Çağla, Refik Fersan, İzzettin Ökte, Sadi Işılay, Vecihe Daryal gibi kıymetlerimizin bir arada bulunduğu bu Radyoda matlup heyeti kurmak kadar kolay bir şey olmayacağı kanaatindeyim. 


Şardağ, R. (1954, Kasım 22). Repertuar. Radyo Gazetesi, s. 1, 5. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın