Her sene bir iki, beş on senede bir de, bir grup yüksek tahsil çağındaki gencin satılmış beş on komünist uşağı ile beraber tevkif edildiğini, en körpe çağlarında, mikrop kaparak sapır sapır döküldüğünü gördükçe ye’s duyarım. Ötekiler, ne yapsak, satılıktırlar, uşakça vecibelerini icra edeceklerdir. Fakat bu berikiler, biraz da kendilerine, Marksizm bütün incelikleriyle, fakat her felsefe gibi tenkit masasına yatırılmak şartıyla öğretilmediği için heder olmuşlardır. Bir filozof olarak ortaya atılan on dokuzuncu asrın bu Yahudi iptilâcısı, daha söze başlarken, “Dünyayı tasvir etmek değil, değiştirmek lâzım” der. Filozof kavgayı ayırmak için ortalığı sopadan geçiren bir sokak kabadayısının durumuna nasıl düşer? İşte Karl Marks‘ın ilk delâleti.
Felsefenin esası dünyanın sınıflar mücadelesi olduğudur. Toprak kölesi toprağın ağasını yere vuracak. Köylüler ameleleşecek, amele, patronu vuracak.. Peki sonra? Bir felsefe kalmamak terkibe ulaşmak zorundadır diyen Marks, amele diktatörlüğü ile beraber dünyada sükûnun geleceğini, mücadelenin duracağını işaret ediyor. “Ahmet gelecek mi, gelmeyecek mi?” diye bakılan bir papatya falında yaprak, birinin aleyhine olmak üzere biter ama, insanlığın mücadelesini amele diktatoryası ve proleter sınıfının hükümranlığı ile bitirmek için en az papatya şuursuzluğuna sahip olmak lâzımdır. Realite odur ki, bugün köylü sınıfı yerli yerinde durduğu gibi, amele ve patron sınıfı da aşınmadan, kendi menfaatleri ayakta olmak üzere dünyanın her tarafında yerli yerinde durmaktadır. Hani, nerede sınıf mücadelesi? Diyalektik materyalizm?
İşte bir delâlet daha: “Din afyondur.” yani kütleleri uyutan, insaniyet düşmanı, menfur bir sistemdir. Peki ama, Fransa’da Action Française hâlâ felsefecilerini, ilim ve sanat adamlarını çıkarmakta berdevam, tek başına, kilise tefekkürünün bir mahsulü olan Duhamel, insaniyete en büyük eserlerini vermekle Marks‘ı bir defa daha battal kılmıyor mu? Bir felsefe ki estetik davasını sınıfa, nüfus davasını maddeye, tarihi maddeye, vatanı maddeye, Tanrı’yı maddeye hülâsa her şeyi maddeye ve sınıfa bağlamıştır. Fikir tarihini, âdî sokak kavgalarına rapteden bu kısır görüşü yüksek tahsil çağındaki gençliğin bilmesi lâzımdır. Düşünün, refahından bahsedilen amele sınıfı bugün Rusya’da devlet esaretinin en acıklı mahkûmları olmaktan kurtulamamışlardır. Bugüne kadar komünizmi “Rusya gibi ezelî bir düşmanımız” gerekçesiyle reddettik. Halbuki onu kökünden temizleyebilmek için “Marksizm gibi bir delâlete istinat ettiği” gerekçesiyle ele almak zorundayız.
Şardağ, R. (1953, Ekim 19). Günübirlik/Marksist delâlet. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

