Ey şefkatine sığındığım!

Arkadaşımız Rüştü Şardağ Konya’da Mevlânâ’nın başı ucunda işte bu hitabede bulunmuştur:

İşte yıllar ve yıllar sonra yine kapına dergâhına sığındık. Baştan başa siyahlara boğulmuş bir yüzle ter yerine mahcubiyet, yaş yerine nedamet dolu olarak eşiğinde hangi hak ve güvenle bilmem, taze ve asil bir ruh kazanmaya koştuk! Pis bir dünyanın alaca karanlığından ebedi sabahına geldik; bizden şefkatini esirgeme Ya Hazret-i Mevlânâ!

“En affetmeyeceğinizi, en çok affetmek istemediğiniz bir anda affedin ve bu işi yapmada geç kaldığınıza ağlayın!” Bütün kavlimize ve dileğimize rağmen büyük maşukun Allah’ın af isteğini yolumuza rahmet halinde serpmesine rağmen kızdıklarımız, bağışlayamadıklarımız oldu. Zaman zaman kızmış bağışlayamamış olan şu gaflet yolcularının nasıl olur da huzurunda başlarını kaldırır, gözlerini altmış dört sanduka içinde hâlâ şeyh olarak hâlâ ebedî mürşit olarak yatan sana çevirebilirler?

Bize affetmeyi yeniden öğret ey Hazret-i Mevlânâ. 

“Karga gibi abdal ol zarar yok; tilki gibi haksız olma! Aptallığının mes’ulü sen değilsin. Ama haksızlığının mes’ulü?…”

Başkalarının hakkından çalınmış servetleri yalnız kazanma hırsına çevrilmiş ve bütün aziz kıymetlerinden soyunmuş dolu dizgin menfaate koşan zekaları meziyet sayan fakiri haksız zengini âkil bulan bir devran içinde yeniden hidayete erecek miyiz? Bize hakkın, doğruluğun zekâdan daha asil olduğunu, gel yine öğret büyük Mevlânâ! “Ben inlerim, Nay inler, biz inleriz, bizi o dinler!”

Dine musikiyi raksı sokan sonsuz bir maneviyatın mecâzî kapısında döne döne bir ucu ona O’na giden yolda coşku nedir haz nedir bunu tatmayı, dünyada bin sebeple şad iken, bir tek sebeple ağlamayı sen öğrettin. Musikimizi bugünkü yüz kızartıcı ruhsuz bilgisiz manasız ve duygusuz yolcularından sen koru; ona saffetini, iç asaletini yeniden kazandır.

O sebepsiz feryat ederek gülünç oluyor. 

Onu yine o ebedî sebeple ağlatarak güldür ey Hazret-i Molla!

“Tuttuğun ulaştığın her şey zevale mahkûm! İş ulaşamadıklarında!” Maddenin geçici lezzeti ile serhoş olmuş bir insaniyetin içinden geliyoruz. Riya levs (pislik) ve karanlıklara gömülmüş olan yolcularız! Maddenin bu çirkin yüzüne, mananın o güzelim elbiselerini tekrar giydir ey Mevlânâ’mız! Birbirimizi sevelim, dinde ahlakta her türlü münasebette yeniden hoşgörüye erelim. Fikrin dinin aşkın bayrağını her türlü irticanın çevresinden çıkarıp, hürriyet ve müsamahanın burcuna çekelim!

İşte her şeye rağmen vefalı, iyi niyetliyiz. Gönlümüzün temiz kalmış köşelerinden güç alarak düşe kalka asırlar sonra, başucuna toplandık ey Allah’ın, Muhammed’in gerçek yolunun ebedi meş’alesi ey Müslümanlığa hürriyeti getiren büyük Türk! Ey “aşk, vefa, dostluk” diye binlerce beyit söylemiş olan dahi! Bizi duy, bize ruh ver, niyetimizin iyiliği başı için bizi hoş gör, ey şefkatine bir kerre bir kerre daha sığındığımız!


Şardağ, R. (1954, Aralık 20). Ey şefkatine sığındığım. Radyo Gazetesi, s. 1, 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın