İki açık mektupla, işe başlarken ve hizmetinizin devamı sırasında gösterdiğiniz başarılara ve müspet hareket ve teşebbüslerimize temas etmiştim. Bütün iyi niyetimize rağmen devamının hâlâ esef ve üzüntü ile takip ettiğimiz noksanlar da mevcuttur ki işte onlara bu yazımda hulasaten işaret edeceğim.
Bu arada bir üzüntümü de bildirmeden geçemeyeceğim. Ankara’da iken kendisine karşı derin bir sevgim bulunan artık dost olduğumuz Basın Yayın Umum Müdürü Sayın Muammer Baykan’ın tavassutu ile sizinle görüşme için randevu almıştım. Mecliste bütçe konuşmaları dolayısıyla geç vakit verdiğiniz randevuya o akşam İstanbul’a hareket edeceğim için icabet edemedim.
Görüşmemizi arzu ettiğinizi İstanbul’dan hareket edeceğim gün de Münir’den duymuştum. Konuşma arzuma karşı gösterdiğiniz yakın alakaya minnettarım. Ancak ortada benim için kaybedilmiş bir şey yok. Şahsi bir davam ve talebim olmadığına göre aynı hizmeti bu sütunlarda da yapabilirim diye düşündüm. Belki şifahi görüşmelere aksedecek bazı hususların gazetede neşri mümkün olmamış olur ki bu da pek mühim değildir bence.
Sayın vekilim,
Müsbet hareket ve teşebbüslerinizden biri olarak Ankara ve İstanbul radyolarını, radyo müdürlerini ve müzik şeflerinin mahdut sanat görüşünden kurtarmanızı ileriye sürmüştüm. Yıllardan beri edebi heyetler gibi radyolar etrafında da böyle müşavir heyetlerin bulunmasını müdafa etmiş, mütevazı İzmir Radyosu’nun ilk kuruluşunda bu görüşü tatbike koymuş bir insan sıfatıyla bundan sevinmemem mümkün değildir. Fakat bu heyet mensuplarına daimi birer de vazife temin edilerek menfaat sağlanması radyolarımızda onları statik hale getirmiş ya idare ile anlaşma yoluna veya pasif duruma götürmüştür. Hakikatin bundan başka olmadığına sizi temin ederim. Diğer taraftan mezkur musiki heyetlerini teşkil eden üyeler müzik bakımından salahiyeti mahdut kimselerdir. İstanbul’da hiç olmazsa Refik Fersan, Mesut Cemil, Münir Nurettin gibi kıymetler var ama Ankara’ya yaptığım son seyahatimde de yakından etüt ettiğime göre, bu radyoda müzik, bu mevzuda yetkisi zayıf kimselerden teşekkül etmiş heyetle idare edilmektedir. Bir defa Radyo müdürü eski arkadaşım Münir Müeyyet Bekman‘ın sevk ü idarede zaaf gösterdiği, radyo dahilinde adı olup da kendisi gözükmeyen heyet adına sadece Suphi Ziya Bey‘in prensiplerini tatbike mahkum olduğu bir müşahadedir.
Suphi Ziya Bey ki bestelerinde lahinlerini tel tel duygudan örmüş ve asalet iğnesiyle işlemiş bir bestecimizdir. Ama müzisyenlik bakımından yetkisi sıfırdır. Bu zatın “Bütün eserler klasik veya o üslupta olsun prensiplerinin musikimizin tekamülünü özleyenlere bir darbe olacağı muhakkaktır. Ölmüş bir besteci mi? Klasiktir. Yaşıyor mu? Günün şarkıcısıdır. İşte eserlere verilen hüküm! Bu heyet azasından bir imuasır bir bestekarın eseri çalınırken neşriyat esnasında sazını bırakıyor, çalmıyor. Heyet adına Sayın Özbekkan musikimizde güzel ve üç kıtalı bir şiiri mahirane bestelemiş olan Selahattin Pınar‘ın “Bir bahar akşamı” adlı eserini repertuardan çıkarıyor. Ne oluyor? Titizlik adı altında girişilen bu yoksul görüşler sanki ciddiyetle tatbik de edilebiliyor mu? Asla! Öğle vakti gösterilen bu itinayı sabah neşriyatı, dinlemesinden tiksinti duyacağınız eserleri çalarak baltalıyor.
Bir solist hanım, piyasanın en sefil şarkılarını okurken bir diğer hanıma Selahattin’in eserlerini okumama ambargosu tatbik ediliyor.
Sayın vekilim, haftaya büyük bir iyi niyetle teşkil ettiğiniz bu heyetlerden nasıl falda elde edebiliriz; bu cihet üzerinde sizi taciz edeceğim.
Şardağ, R. (1955, Ocak 12). İşte noksanlar/Sayın Dr. Mükerrem Sarol’a. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

