Sözlerinin duygusu başkalarına ait melodileri aşırılmış bir beste yapıp meclise geliyor:
– Aman ne güzel eser!
– Bilhassa miyanı orijinal..
– Kararda ne güzel bir neva gösterip kaçmış..
– Brava, tebrik ederim!
Fakat bu mecliste münekkit denen bir acayip adam var ki yalnız o konuşuyor bir kaç defa yutkunuyor, dilini ağzınla kıvırmak istiyor ama ne yapsa rahatsız olduğunu görünce dilinde de kemik yok ya, pıtlıyor:
– Şey, fena değil. Yalnız kararda bir gıcırdama var, pek rahat değil gibi.
Ne dersiniz dostlar, münekkit denen ve pişmiş aşa su katan bu acayip adama hor hor bakmak istemez misiniz?
—-
Bir resim sergisinden dönenlerin meclisindesiniz. İşte hükümler:
– Yahu, hâlâ mı klâsik resim? Kartpostaldan pompiye ressamdan bıktık!
– Ya ne olacak? Geometrik resim mi, bu eli yüzü kasten çirkinleştirilmiş deforme resim mi seyredelim? Dünyanın intibacı resme bile paydos çekeceği günler yakındır.
– Bu natürmort çiçekleri hiç bir bahçede görmedim. O kadar detayye o kadar berbat ve cansız.
– Ben de şu kompozisyondaki kahveye kah kah derim. İnsanlar mı oturuyor burada; yoksa gördüklerim örümcek ağı mı?
Derken efendim münekkit kılıklı adam her iki cepheye hitap ederek ortaya atılıyor:
– Bazı kahveler vardır ki orada insanlar örümcek ağından farksızdır. Ressam kahvelerin umumi olanına değil örümcek ağı gibi insanların dumanla, isle, alkollü nefeslerle keder ve boğuntu ile haşır neşir olduğu bir kahveye can vermek istemiş. Öteyandan klasikte kötü olan, demode olan şekildir. Dünya yüzünde moda olmayacak veya moda da itibardan düşmeyecek kati bir şekil, kıyafet, tavır, giyiniş var mıdır ki? Ressam bu belirli şekil içinde işin yepyeni bir yakışığına ulaşmış mı? Siz ona bakın!
Ne dersiniz dostlarım, bu soğuk ve buz gibi adam kalkıp odadan dışarı çıkarmak istemez misiniz?
—–
Tanınmış bir solist konser vermiştir. Bir mecliste konuşuluyor:
– Neydi o alkış?
– Hele yeni yaptırdığı o rob harika idi?
– Azizim, ne okudu! Zaten sahneyi dolduran bir endamı var.
– Bravo doğrusu, teshir etti ortalığı!
Bir de bakıyorsunuz sanatkârın en yakın dostu olduğu halde kendine münekkit süsü verin bir deli bozuk:
– “Efendim” diyor; “Güzel ses, güzel tavır, taktir edilecek bir sanat ilerleyişi. Fakat konser programı tertipleyebilmek hususunda verdiğim not sıfır benim!
Ne dersiniz, sevgili dostlarım? Münekkit denen bu ukala dünbeleğini bir temiz pataklayalım mı?
Şardağ, R. (1955, Mart 24). Bir ukala dümbeleği münekkit. Radyo Gazetesi, s. 1.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

