Dr. Sarol’un son beyanatı

Biz Ankara Radyosu’nun bir favori ile öne atıldığını, Radyolarımız içinde öncü olduğunu yazmıştık. Bunu müteakip Devlet Vekilimiz Sayın Mükerrem Sarol‘un beyanatını okuyunca sevindik. Zira o da bizim gibi, Ankara’yı öncü olarak mütalaa ve hülâsaten dedi ki:

“Ankara Radyosundan memnunum. İstanbul Radyosundan memnun değilim. İzmir Radyosundan ise daha fazla gayret bekliyorum”. 

Ankara hakkındaki fikir yerde göğe kadar haklıdır. Zira o, hele son bir kaç aydan beri hamle bekleyen yenilik ve canlılık hasreti ve iştiyakı içinde çırpınan dinleyicilerine gayet güzel emisyonlar hazırlamaktadır. 

İstanbul Radyosundan memnun olmayan Devlet Vekili’ne bu radyonun idarecileri ne cevap verecekler, toptan istifaya mı kalkacaklar veya derhal memnuniyet havası mı yaratacaklar bilmiyorum. Fakat İstanbul Radyosu’nu ıslah etmek için bütün iyi niyetiyle çalışan Sayın Dr. Sarol‘un teşebbüslerinden müspet netice alınamamasını izah etmek de bilmem kaçıncı defa yine bize düşünüyor. 

Bu Radyoyu ıslah edilmez hale sokan sebep olup ona böyle sık sık ıslah için verilen reçeteler ve yapılan değişik doktor tedavileridir. Her Allah’ın günü doktor değiştiren tedavi sistemi değiştiren bu radyo adındaki hastalık hastasını her şeyden önce esaslı ve kökten teşhise tabi tutmaya çalışalım. Dr. Mesut Cemil bey bir reçete veriyor: 

– Efendim, Türk musikisi klasik bakımdan şah eserler yaratmışsa da aslında devrini tamamlamıştır. Onun klasik olanını da modern bir icraya ulaştırmak için, o gaygaylı üsluptan feragat etmek lazımdır. Şef bu müziği deynekle, solist modern hançere ile icra etmektedir. 

Buna yakın bir görüşle yazılan reçete, hastayı iyi edemeyince, ,üstat Münir Nurettin çağrılıyor. Bu da başka cins bir doktordur. “Hayır, diyor. İş tamamen tersine. Klasik üslup ve eski eda her şeyde rehberimiz olmalıdır. Siz dedeleriniz gibi beş parmakla yemek yer misiniz, bilmem ama, ben muhakkak dedemden gördüğüm gibi okumamızı isterim. Atın şefin elinden deyneği, verin defi!”

Sayın Sarol dilediğiniz kadar doktor değiştirin, teşhisi bırakıp çeşitli sistem tedavilerine gittikçe hastayı büsbütün berbat etmekten başka bir şey yapamayız. 

Kaç defa söyledik ve yazdık. Naçiz görüşlerimiz içinde en kuvvetlisi olduğuna inandığımız halde hiç tatbik edilmemiş ve rağbet gösterilmemiş olan bir fikrimiz vardı: Türk musikisi üstüne bir istişare toplantısı bu toplantıya Radyoların dışındaki kıymetler davet edilmeli ve musikimizin meseleleri öne sürülmelidir. Mesela siz iyi bir niyetle, solo sanatkârı olarak ebedi üstadımızı olan Münir Nurettin‘e Radyoyu tam salahiyetle terk ediyorsunuz. Sosyal hayatın hiç bir dalında kimseye tam salahiyet tanınmazken musiki gibi az çok subjektif bir alanda bu hakkı bir kimseye nasıl tanırız. Bu memlekette dostum, ama çok aziz dostum Münir Nurettin‘den daha üstün kıymette musiki üstatlarımız vardır. Bunların çoğu radyoların dışındadır. İşte Suphi Ziya Ezgi, işte Sadettin Arel, işte Şerif Muhiddin Targan ve işte Sadettin Kaynak niçin, niçin başta bunların ve ayrıca daha başka kıymetlerin de katılacağı bu istişari kongre yapılmaz? Pamuk kurtları için, otelcilik için, cins sığır yetiştirilmesi için kongreler tertip edilen bir diyarda Türk musikisi için kongre tertibinden neden hazer (çekinme) edilir, doğrusunu anlamak mümkün değildir. 

Sonra radyolarımızda idareciler de serbest bırakılmaz. Söz temsili, müzik şefliğinin hak ve vecibelerini Radyo müdürleri takabbül eder, şartlar tıkanır, çalışma imkanları da tahdit edilirse Radyoların halkı memnun etmesi imkansız hale gelir. 

Çok Aziz Vekilim;

Şu kongreyi toplayın. Bir kısmı hayatının en ileri yaşına ulaşmış olan bu insanlardan istifade cihetine gidin. Bir gün Sadettin Kaynak, Suphi Ezgi ve sair kıymetleri Allah geçlerinden versin, tanımadan fikirlerini almadan kaybedecek olursanız hakikaten ve Tanrı’nın eli yakanızda olacaktır. Siz ki bu mevzuda hiç bir müspet teşebbüsten çekinmeyecek mizaçta bir insansınız. Bir daha, bir daha reca…


Şardağ, R. (1955, Mart 30). Dr. Sarol’un son beyanatı. Radyo Gazetesi, s. 1, 3. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın