Bu şehirde sanat

Ahmet Haşim‘in İzmir’de kolejde öğretmenlik yaptığı sıralarda kendisine, “Kim bilir şimdi ne güzel şiirler yazıyor ve bunlara anlayışlı bir muhit buluyorsun.” diye mektup gönderen İstanbullu arkadaşına verdiği cevabı bilmem biliyor musunuz? “Aman dostum, burada benim bütün şiirlerim bir okka pamuktan daha aşağıdır.”

İzmir için ağır, belki üzüntü anında verilmiş bir hüküm olmakla beraber, bu cevabı teyit eden örnekler de yok değildir.  Zira Ahmet Haşim İzmir’den soluksuz kaçmıştır. Tevfik Nevzat, gerçek şahsiyetini İstanbul’da bulmuştur. Halit Ziya Uşaklıgil burada arka planda mütalaa edilen bir kimse iken İstanbul’da birdenbire “Servet-i Fünûn” edebiyatının lideri ve romancılığımızın en büyük üstadı olmuştur. “Adil Mevlâ” adlı eseri ile natüralist romana ve Türk diline en muvaffak eseri veren zavallı Kantarzade Selahaddin Bey, şöhretini İzmir’den dışarıya taşıramamıştır. Tokadizade Şevki Bey intihar edip sansasyonel bir mevzu olmasaydı ince, “raffine” bir şair olduğu hakkındaki hüküm çevremizden dışarı sızmak imkânını bulamayacaktı. 

Bu neden böyledir? Geçmiş asırlarda en büyük sanatlara beşik olmasını bir tarafa bırakalım, Tanzimat devirleri sırasında İzmir-Selanik arası en büyük idare adamlarının fikir ve sanat erbabının beslenecek muhit bulduğu uyanık bir şehirdi. İzmir’de bugün çeşitli mevkilerde ayrı bir lokalite tesis edercesine kendi kaderleri üstüne kapanan hemşehrilerimiz bu birbirinden adeta habersiz çevrelerde biricik irtibatı ticari antenlerle sağlamaktadırlar. Her türlü mesleğin hatta ilmin ve fennin hariminde huzur duyduğu tek meşgale sanat olduğuna göre artık bu tarihçe büyük, sanat hareketleri bakımından küçük çevrede bir kımıldama olmalı, şehrimizin kapılarını sanata kapamış olan loş odalarına güneşin ışıkları dolmalıdır. Bu şehirde bir müzik okulu vardır. Başında zeki, kültürlü bir müdür ve değerli öğretmenler vardır. İzmir’de gitgide inkişaf eden bir Radyo ve Arif Sami adında, beste bilgi ve sesiyle ağır çapta kıymet olan bir genç vardır. Mihter Çelebi adında, eserlerinin bir gün idrakine varacağımız değerli bir kompozitör vardır. Fuat Edip Baksı gibi henüz kimsenin bilmediği İngilizlerin “Umur” dediği cinsten zekâ dolu şiircikleriyle çevremizde bomba tesiri yapacak zevki üstün ve ince bir şairimiz vardır. Musiki bahsindeki görüşlerine eski edebiyatımız hakkındaki iddialarına iştirak etmesem bile, her Allah’ın günü “fikir, sanat” diye bütün hüsnüniyetiyle haykıran bir Asım Kültür‘ümüz vardır. Bir Halikarnas Balıkçısı, nihayet genç şairlerden mürekkep bir kültür sanatseverler derneği ve başlarında Hulusi Selek adında kelimenin tam manasıyla münevver, irfan yüklü bir kıymet vardır. Bir tiyatro kurmak üzere mutlak bir kararı, belediyenin sanatı himaye etme azmi ve örnekleri vardır. Şu halde Hoca Nasrettin misali artık bu helvayı karmak, sanata ruh veren kıymetleri birbirine küstürecek hasetlerden , zıt telâkkilerden kurtulmanın da zamanı gelmiştir. 

Hâlâ gecikirsek yazık olur bizlere! Yazık olur İzmir’e!


Şardağ, R. (1955, Mayıs 5). Bu şehirde sanat. Radyo Gazetesi, s. 1, 6.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın