İstanbul’da intişar eden “Tercüman”, arkadaşımızın Radyo sütununda bize bu sıfat verilmiş. Geçenlerde yazdığımız bir baş yazıdan da bir paragraflık yazı almışlar. Aldıkları cümleler, Ankara Radyosu’nun hem gece vakti sokakta çırılçıplak yakalanan bir solist hanıma seans verecek kadar müsamahakar hem Nevin Demirdöven‘in seansçı olarak okumasına müsamaha etmeyecek kadar kışla zihniyetine sahip olduğu hakkında kaleme alınan kısımdır.
Fikrimiz ne kadar haklı bulunmuş olursa olsun, biraz daha yumuşak olmamızın temenni edildiğini o başlıktan sezmedim değil. Biz, acep çok mu sertiz, bilmem ama, o taraflarda Sadrazam’ın meşhur devesi misali kös dinleyen bir nice salahiyetli zevatın bulunduğu da bir gerçektir. Senelerden beri Basın Yayın ve Radyolar mevzuunda fikre, tenkide değer veren, ciddiyeti şiar edinmiş, solistlerle hususi meclislere girmekten tevakki etmiş (çekinmiş) yegâne insan olarak tanıdığım bir Muammer Baykan‘ı gördüm ki o da salahiyetinin muayyen bir hadde gelip dayanması neticesi Radyolarımız lâubali hareketleri ve hissi sevk ve idareleriyle çıkmaza sokanların açtığı yaraları önleyememiştir. Radyolarımızın hemen istisnasız bütün spikerleri ve yine istisnasız bütün ses solistleri bugün, otuz beşinden aşağı yaştaki dinleyicilerin indinde derece derece mahcubiyetlere yuvarlanacak kadar Türkçe ve edebiyat kültüründen mahrumdurlar. Batılılar gibi temeli enstrümantal değil, vokal olarak teşekkül eden musikimizin prozodi davasına dozu gitgide acılaşan bir ifade ile ve ucu iyice sivrilmiş bir kalemle dokunduk durdu; ne oldu? Bu kadar önemli bir meseleyi hâlâ derme çatma ve yarım bir alakadan öteye götüremeyen mesullere karşı vallahi yumuşak bile davrandığımız kanaatindeyim. Zeki Müren gibi birinci sınıf bir ses sanatkârının bile Basmacı Abdi Efendi’nin meşhur Rast şarkısının miyanının “çak-i çaki çak oldum” diye İstanbul Radyosunda okuması, hâlâ bu Radyoda şarkı anons eden güzel sesli spikerlerin “sa”yı uzatarak “Sen bu yerden gideli ey saçı zer” demesi, (Ankara ve İzmir’i bu manada tenkide bile değmez bir ilgisizlik içinde görüyoruz) İstanbul Radyosu’nun bu kadar önemli davada gevşek davranması karşısında mülayemet dozunu kaçırmamak mümkün mü?
Radyolarda bu dert ve illet oldukça tenkit eden elbette sert olacak; başka çare var mı?
Şardağ, R. (1955, Temmuz 20). Ser münekkit. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

