Türkiye Radyolarının, sanatkârlarını, kışla hayatı yaşatan sıkı bir disipline alması doğru olmadığı gibi, onları başıbozuk birer kişi durumuna yaklaştırmak da tecviz edilemez. İkisinin ortası yok mudur?
Ankara Radyosundan istifa eden Nevin Demirdöven, nihayet öteden beri izhara zemin aradığımız bir fikri taşıran son damla oldu. Şu Ankara Radyosu, gece vakti bir apartmandan diğer bir apartmana, gazetelerde okuduğumuza göre pehlivanlar misali, çırılçıplak kaçan solist hanımları bağrında barındıracak kadar, bir zamanlar müsamahakar olmuşken, bir taraftan da “Beni kadrodan çıkarıp seansçı yapın” diyen Nevin Demirdöven çapında sayılı sanatkârlarımızdan birine “hayır” diyecek ve onu istifaya davet ederek disiplinci ve kışla zihniyetinde bir müessese olduğunu ispat etmiştir. Mamafih bu hal Ankara’ya has bir keyfiyet değil ki.. Aynı tuhaf halleri diğer Radyolarda da görmemiz mümkündür. İstanbul Radyosunda, Dr. Alâeddin Yavaşça‘yı, Safiye Ayla‘yı üslup dersine ve meşke çekmişken, öte yandan meyhane dönüşü Radyo evine de uğrayan soliste seans verilmekten çekinilmemektedir. Bir defa şu kadro davası, Ankara’nın ve hatta küçük izmir Radyosu’nun sımsıkı sarıldığı şu mukavele mevzuu saçma bir şeydir. Bu hal “Siz kadroda veya mukaveledesiniz” diyerek solistleri hariçte konserlerde veya gazinolarda okumaktan men etmeye kalkmamıza sebep oluyor. Bizim Radyo olarak ses sanatkârlarını tatmin etmemiz mümkün olmadıktan sonra bu aşırı ve konservatif muamelemize sebep nedir? Misal olarak Demirdöven‘e avdet edelim. Bu kızımız Ankara Radyosunun her imtihanından en iyi derece ile çıkarak en yüksek sanatkâr derecesine ulaşmıştır. Ayda 500 lira dahi alamayan bu emektar ve çok değerli sanatkârın gerçi aldığı para baremde de ortaları aşmış yüksek bir derecedir. Gel gelelim, baremdeki memura da reva görmemiz mümkün olmayan bu maaşı ona hiç reva göremeyiz. Sonra düşünülsün ki, ikinci bir Nevin Demirdöven‘imiz samimiyeti, vakarın lirizmini, gönül seslerinin fidan kadar taze ve yumuşağını sesinde toplayan sanatkârımız yoktur ve bu ses sahibinin bütün sermayesi ne zaman bozulacağı malum olmayan iki adet ses kirişinden ibarettir. Haydi bütün bunları da Radyodan dışarı taşmak için kâfi sebep saymayalım. Fakat nice arka planda haspaların Kumkapı veya bilmem ne kapı gazinolarında okuyarak servete garkedildiklerini gören üstün bir sanatkâr, içinde bulunduğu darlığa razı olur mu? Ankara, elindeki bütün ses ve saz elemanlarını bu yüzden kaybetmedi mi? Piyasa bu kadar yüksek rakam teklif ederken Radyolarından ayrılmak istemeyen ses veya saz sanatkârlarına “Geç geldin; yevmiyeni kestik. Yan bastın, seansını kestik” diye kendi gördüğümüz istibdat terbiyesine göre şekil vermeye kalkmamız pek saçma ve pek hazindir. Onları zaman zaman hariçte konserlere göndermek, hatta böyle konserler ihdasına yardım etmek ve bu hususta gösterdiğimiz geniş müsamahanın mükâfatını sanatkârların Radyolara daha şevkle bağlanmaları suretiyle tespit etmek idarecilerin vazifelerine dahil olmalıdır. Efendi, disiplin diye bir şey yok mudur? Disiplin, yanlış güfte okutarak Türkçe’mizin perişan olmasına seyirci kalmamakla, seanslarında komaya hece yutmaya, melodik kırpmaya sapmaktan kendini kurtaramayan solistlerin hatalarını tashih etmekle elde edilir. Disiplin, bazı sempatik hanımların tesiri ile kararlarımızda adaletsizliğe düşmemekle, bilen bilmeyen insanların hükümlerine esas alıp hakikatı acı da olsa bilgi ile gören gözlere korku ve itimatsızlık içinde bakmamakla elde edilir.
Sayın Sevengil‘in, Nevin çayında bir sanatkârın gazinoda geç vakit seans yapmasına göz yummayacak kadar sert davranan Radyo idaresinin zihniyetinden bu üniformalı ve önü kopçalı telakkiyi silip atacağına eminim. Bu suretle ortalama bir hükme ulaşacak, ifrat ve tefritin oyunlarına kendimizi kaptırmamış olacağız.
Şardağ, R. (1955, Temmuz 6). Nevin Demirdöven’in istifası dolayısıyla Radyolarımızda yıkılacak zihniyet. Radyo Gazetesi, 1, 7, 8.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

