Bizim gelenekten gelen musikimizin Anadolu türkü ve havaları olsun “alaturka” adını verdiğimiz kısmı olsun, taşıdıkları bütün bize ait vasıflara rağmen hali hazır metotlarıyla ihtiyaca cevap vermekten uzaktır. “Dünya musikisine, Batıya uyamaz” gibi laflar etmiyorum. Çünkü o taktirde haklı olarak bizimkilerden biri Batıya uymazsa ne yapalım? Değerde miyar mutlaka Batıya uyma mıdır? diye haklı olarak sitemde bulunabilir. İlmimizle, tekniğimizle tamamen Batıya yönelebiliriz ama bütün hissi mevcudiyetimizle değil. Fakat bu böyledir diye Türk müziğini bizi temsil ediyor sanmak gaflet içinde yaşamaktır. Şu biraz çeşitli duygularımıza hitap eden yurt türküleri için de soruyorum, pazara getirdiği malını satmış, eşeğine yan binip uzun patikalardan türkü söyleye söyleye köyüne dönen insanımızın azla elde edilmiş bahtiyarlığını anlatan bir melodi var mıdır?
Yine sorabiliriz: Türk musikisinde mütenevvi mevzulara gitmeye hacet yok, metinleri “kış”tan “bahar”dan bahsettiği halde bir bahar ve kış şarkısı dokunmuş mudur? Neden? Tekniğimiz mi noksan? Belki; ama bence bu mutlak değildir. Bizde ek ana makamın kadrosu içinde, bazı modülasyonlarla ve bugünkü usûllerimizle bir operet, hatta bir opera bestelemek teşebbüsüne geçmemiz dahi mümkündür. Fakat eğer biz bu “hicran”lı, “hasret”li, “vuslat”lı, “aman”lı ve “ah””lı beylik tekerlemeleri bestelemekten, yani bir iki hissimizden başka hiçbir tarafımıza hitap etmeyen sözlere yapışık kalmaktan kurtulamazsak, o zaman musikimiz -Garba değil- fakat bize uymaktan, Garbı değil, bizim insanlarımızı anlatmaktan uzak kalmaya mahkumdur. Türk musikisinde Yürük Sofyan’la, Nim Sofyan’la, Çifte Sofyan’la, Yürük Türk Aksağı ve Aydın usûlleriyle en şakrak en şuh duyguları, en dinamik hisleri ifade etmek
Şardağ, R. (1955, Ağustos 10). Güfte taaffünü. Radyo Gazetesi, s. 1, 5.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

