Mesut Cemil ve musikimizi öldüren

Hislerine mağlup olan bir okuyucum, (ismi bizde mahfuz) bana yazdığı uzun mektubunda öz olarak şunları söylüyor: “Mesut Cemil solistleri mikrofona getirmek bakımından kaprislerine göre hareket eden adamdır. Türk musikisinin düşmanı ve katilidir. Siz haksızlıklara isyan eden kalemsiniz, susmanız doğru mu?”

Mektup uzun ama aktarmaya lüzum görmedim. Zira nice nice mektuplar makaleler hatta romanlar vardır ki iki cümleden öteye ne diye uzamış olduklarının hikmetini bir türlü anlayamazsınız. Önce o okuruma hemen haber vereyim; Mesut Cemil dostum olmakla beraber hükümlerinde dost parmağı bulunan adam değilimdir. Hiç şüphe yok ki onun da başkaları ve bizler gibi beşer olmaktan gelen kusurları vardır. Ama hizmet hanesi o kadar kabarıktır ki kendisini yaşarken de ve -Allah sağlıkta daim etsin- gözlerini kapadığı zaman da hayırla yadettirebilecektir. 

Gerçi solistlerin İstanbul Radyosundaki kader çizgileri mutlak bir adaletle çizilmiş olmadığını görmemek için görmez olmak lazımdır. Bu Radyoda rastladığımız bazı sakatlıklar bizim de içimizi kanatmaktadır. İşte bir tek misal: Feriha Tunceli gibi renkli , orijinal bir akış içinde okuyan bilgili kızımız Radyoda seans almazken Lütfi Güneri‘ye seans verilmektedir. Bu kadar zalimce muamele görülmüş müdür? Fakat bu ve bunun gibi şahsi kaprisler bazı tesir ve nüfuzların sebep olduğu hadiselerde Mesut Cemil‘in mani olamamasından gayrı kusuru olmadığını sayın okuruma temin ederim. Gelelim musikimizi öldürdüğü fikrine: Hayır, değerli okurum yanılıyorsunuz. Mesut Cemil Bey‘in size öldürüyor gibi gelen her teşebbüsü Türk musikisini takviye etmek, onu yaşatmak gayesine matuf hareketlerdir. 

Tamburi Cemil Bey‘in oğlu, Radyolarımıza piyasa girmesin ister. Bu sebeple bir takım isim yapmış meşhur sesleri gücü yettiği kadar mikrofondan uzak tutmaya çalışır. 

O’na kalsa Lem’i Bey‘den sonra Türk musikisine bestekar adını verdiğimiz kıymetlerden bir kaçı müstesna ancak birer, ikişer beste alır. Bazı şöhretler için ölüm olsa bile Türk musikisi için bu halin düşmanlık olduğunu söylemek için düşmanlık hissi beslemek lazım değil midir?

O, ister ki Dede’lerden müntakil bu şanlı musikiye “batıcı”lar mırın kırın edemesinler; bu sebeple klasik koroların icadı ve onun radyolarda idamesi fikrini tahakkuk ettirir. 

Mesut Cemil Bey, yurttan seslerin, gelenekten gelen aşıkların ağzındaki saf nağmelerle, fakat yassılaşmış, gevrekleşmiş, inildemiş tavrından kurtulmuş, düzene girmiş hali ile devamını arzı eder. Bunlar musikimizi öldürmek midir?

Mesut Cemil‘e kalsa, Radyolarımızda yıllardan beri okunan, güftesi rezaletten, bestesi perişanlıktan ve bıkkıntı yaratmaktan nişan veren şarkıların çoktan kökünü kazır. Şüphe yok ki bu tedbir, bize, hâlâ Türk müziği adına, bir metre gerisini ve bir gün öncesini taklit eden, mariz besteci (!) lerin yalancı şöhretlerini öldürecektir. Ama insafla söylensin; musikimiz bundan fayda mı, zarar mı görür?

Radyomuzdaki sevk ü idareyi hâlâ sadece Radyo müdürlerinin inisiyatifinde sanan okuyucularımız, yapılan haksızlıklardan Mesut Cemil Bey‘i mahkûm etmemelidirler. Olsa olsa üstattan bir prensip istifası bekleyebilirler ki kimseden bu kadar mutlak bir idealizm beklemeye de pek hakkımız olmamalıdır. 

Evet okurum, Mesut Cemil Bey, Türk musikisinin geleceği adına, geriliklerden kalitesizliklerden ve soysuzlaşmadan kurtarılmasını istemektedir. Musikimizi ise bu hareketin öldüreceğini iddia etmekle pek zalim bir hükme ulaşmış oluruz. Sonra O’nu herhangi bir Radyo müdürü olarak  düşünmekle de hata ediyoruz. O, gelip geçmiş bir çok Radyo müdür ve şeflerini emrinde yetiştirmiş, onlara Radyoculuğu aşılamış, edip ve müzisyen, entelektüel bir insandır. 


Şardağ, R. (1955, Eylül 15). Mesut Cemil ve musikimizi öldüren. Radyo Gazetesi, s. 1, 2.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın