Ankara Radyosu üstüne

Beni okuyan ve tanıyan bilir ki senelerden beri Radyo mevzuu üzerinde yazdığım yazılarda kin, garaz, şahıslara hulus veya düşmanlıktan zerre yoktur. Kendisini, samimiyetle ve ciddi bir konserde okunmaması gereken, film şarkılarını okuduğu için tenkit ettiğim Muallâ Atakan‘ın şahsıma karşı yaptığı, kendisine hiç şüphe yok ki mahkûm edebilecek olan bir hücûma müteallik yazıyı kendi gazetemize de aynen alışım, onunla yapılan bir röportajı, sesine ve sanatına sevgim olduğu için memnuniyetle sütunlarıma geçirmiş olmam tarafsızlığımın garazsızlığımın en bariz delili değil midir? Haydi bir misal daha verelim: İzmir Radyosu müdürünün odasındayız; Türkiye’nin üç tanınmış as sesi yanımızda. Bu sırada Muallâ’nın bir İstanbul gazetesinde şahsıma karşı, “Evimizde yemiş içmiş yatmış kalkmış bir insandır” diye çirkin bir cümle kullandığını haber veriyorlar. İnsanın bin ısrarla yediği bir yemeği, (şüphesiz dost bilerek) sonradan yüze çarpan bu cümle elbetteki beni üzmüştü; “sağ olsun” demekle iktifa ettim. İşte bu anı fırsat bilen bir arkadaşım “Sen ama onu çok tuttun Rüştü’cüğüm, kabahat sende. Henüz ses bakımından tavır ve üsluba sahip olmayan bir kadını şımarttın!” deyiverdi. Cevabım ise şu oldu: “Muallâ bana şu esef edilecek hakareti yaptığı sırada da itirafa mecburum ki artık şahsiyet ve üslubunu yapmış bir sestir. Bu mevzuda herhangi bir öfke ile fikir değiştiremem. 

Şimdi sevgili okurlarım bu zihniyette bir adam olarak Ankara Radyosundaki hele Münir Bekman ayrıldıktan sonraki müzik mevzuunu ve sevk ü idareyi tenkit edişim şef arkadaşları ve genç müdürü üzmüş. Toplanmışlar, gazeteyi açmışlar işin hakikatle irtibatı olup olmadığını tetkik etmişler. Niçin acaba üzülmüşler? Ben kimsenin şahsına tariz etmedim ki.. Cevdet Kozanoğlu‘yu yıllarca evvel tenkit etmiştim. Ama bugün Ankara Radyosundaki Türk müziğinin hali o zamankinden herhalde daha iyi değildir. 

Radyonun müdürü olan genç arkadaşım İskender Bey‘le aynı meslekten gelmişiz. Hatta benden sonra mezun olmasına rağmen mektep arkadaşım diyebilirim. Ama samimi olarak soruyorum, beni tatmin etsin; Sadettin Kaynak‘ın eserleri hakkında okunmasın kararı alınmamış mıdır? Soruyorum çok sevdiğim efendi çocuk değerli beste kabiliyeti olan Muzaffer İlkar‘la Suphi Ziya Bey‘in besteleri radyodaki bestelerin dörtte üçünü teşkil etmiyor mu? Nevin Demirdöven, Nuri Saffet radyodan niye ayrılmışlardır? 

Şu üç hususta tatmin edileyim, bu benim için kâfidir. Ben hayatta hatır için yazı yazamam. Ama inanarak ve güvenerek yazdığım, taktirleri istemeden yazdığım tenkitlere bin defa tercih ederim. Bu arada damarıma basanlara da kızmamam mümkün olmaz tabi. Mesela bana eski semt ve mahalle arkadaşım Semahat Ergökmen bir mektup yazarak Radyo müdür ve şeflerini övüyor. Kozanoğlu‘nu tutmama kızıyor. Neden? Kozanoğlu onu okutmadı diye. Semahat‘ın okutulmasında, -niceleri okurken- bir mana bulmam ve şimdi okumasından memnun. Fakat onu okutmadı diye Kozanoğlu‘nu yermeye hakkımız olamaz. Tenkitlerimiz hissi değildir. Genç Radyo müdüründen tatminkar haberler bekliyorum. Doğruya geç de olsa dönüş, dönen için kuvvettir, zaaf değil!


Şardağ, R. (1955, Eylül 8). Ankara Radyosu üstüne. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın