Bizim Ankara Radyosunda ve sanat muhitinde tam salahiyetli mümessilimiz İlhami Tansel arkadaşımızın geçen sayımızda çıkan Ankara Radyosundaki yeni hız almalara ait haberlerini okudunuz mu bilmem, ama bizim için bu güzel haberler doğrusu sürpriz yaratmaktadır. Daha iki üç sayı önce yazdığımız ağır tenkit yazısından sonra gerçekten bu kadar seri hamlelelere mi girişildi? İnşallah böyledir. Eğer biz İlhami Tansel‘in de olayları iyice süzgeçten geçirip gerçeklere ulaşan bir insan olduğuna emin olmasak, hani biraz duraksayacaktık ki, ama madem ki bir kımıldama var, memnun olmamak mümkün değil.
Şu Ankara Radyosunda ne zaman bir ilerleme kaydedilse arkasından iki misli bir gerilemeye şahit olmuşuzdur. Bu sebeple artık ona ait ikram edilen en lezzetli terakki ayarını üfleyerek içiyoruz. Bir zaman profesörler, doçentler ve ilim adamlarının konuşmayı şeref bilerek tehâcüm ettikleri, güfte için, melodi için, kulak terbiyesi için diksiyon, fonetik için hocaların mevcut olduğu şiir saatlerinin memleketin en sayılı otoritelerine idare ettirildiği Ankara Radyosu’nun o eski günlerine tekrar kavuşması kolay kolay mümkün olmasa bile, iyi çalışılırsa muhakkak ki iyi netice almak mümkün olur.
Bugün Ankara Radyosunda yeniliklere girişmeden önce herkesin elini yüzüne kaparcasına tenkit ettiği bazı hususlar var ki derhal onları bertaraf etmek ilk plânda gelen hizmet olacaktır. Şöyle ki: Bu radyoda Selâhattin Pınar‘ın güftesi şair Fuat Edip Baksı‘ya ait olan son besteleri okutulmuyor. Zira bu eserler Ruşen Kam, Suphi Ziya beylere göre klâsik değilmiş. Selâhattin gibi çağdaş bestecilerimizin orijinalite bakımından başlarına gelen bir insanın bir kaç nefis esere sahip olmaktan başka hiç bir musiki otoritesi bulunmayan Suphi Ziya Bey eliyle redde uğraması ve hüküm giymesi hazin değil mi?
Yine bu Radyoda Sadettin Kaynak‘ın eserlerine konan ambargo derhal kaldırılmalı, bu manasız ve ruküş karardan vazgeçilmelidir.
Ankara Radyosu’nu açın, solo şarkılarını dinleyin. İlkar‘ın idare ettiği “Radyo Sanatkârları Bir Arada” saatine kulak misafiri olun. Küme şarkılara, beraber şarkılara, bir yol eğilin; göreceksiniz ki okunan bütün şarkıların üçte ikisi sevgili İlkar‘ındır. “Gönlümün şarkısını gözlerinde okurum” gibi bazı sevimli ve cidden güzel besteler yapmış olan Muzaffer kardeşimin her gün bir yenisini yaptığı şarkılarının hepsine birden verdiği bu müsaade bir de Suphi Bey‘e arız olmuştur.
Naçiz şahsımın topu topu Ankara’ya gönderdiğim ve Radyoda okunan üç dört şarkımı ben ebediyyen okutmamaya razıyım. Yeter ki bu zatlar on saatte on iki defa okunan eserlerinden günde bir tane noksan okunmasına rıza gösterebilseler. Bir takım kabiliyet ve meziyetleri bulunan İlkar‘ı çok temenni ederim ki bu samimi satırlar incitmesin; onda bir dost tesiri yapsın.
Ankara Radyosu sebepsiz yere, kışla zihniyeti güdercesine Nevin Demirdöven‘i istifaya mecbur etmiştir. acaba bu hatasını anlayacak mı?
Radyoda istidat adı verilen stajyerler içinde öyle erkek sesleri var ki bunlar bir türlü mikrofona çıkarılmıyor veya mikrofon kendilerine ancak tattırılıyor. Bunlardan iki erkek sesi var ki birinin adını maalesef hatırlayamadım. Diğeri Cevdet Bolvadin‘dir. Bu solistin Münir‘i taklit değil, üstadın nescinde bir hançereye sahip olduğu ve klâsik bir tavırla, tertemiz bir üslup ve ifade içinde okuduğu bir gerçektir. Bu gibiler sür’atle mikrofona getirilmeli, artık emekliye sevki icap eden bazı erkek sesleri de mikrofonu terk etmelidir.
Radyoda Semahat Ergökmen diye bir kadın ses sanatkârımız var ki, her gelen müdür alnında kara damga varmış gibi bu kadıncağızı mikrofona sokmadı; Neden? Sesler hakkına ince eleyip sık dokunmamış hükümler veren bir Radyoda pek çoğunu duygulu sesiyle okuyacak kabiliyet ve kıymette bulunan Semahat Ergökmen‘e, gösterildiğine ilk defa geçenlerde şahit olduğum alaka, tam bir Semahat haline gelmelidir.
Bir zamanlar Türkiye’nin en kuvvetli sazlarına sahip olan Ankara Radyosu yıllardır bir kaç istinası ile kifayetsiz bir sürü sazların istilasındadır. Kadro anlayışından çıkıp yüksek seans sistemine dönülmedikçe bu sazende fukaralığının önüne geçilemeyeceği bir hakikattir. Yayının ciyaklayan koyu esmer tavrını İzmir Radyosuna bile yaraştıramadığımız Ali Duyarlar‘ın Ankara Radyosu fasıllarına katılması şehrimiz Radyosunun lehine ve Ankara’nın da o kadar aleyhine bir müşahededir.
Hele ilk planda göze batan bu sivrilikler kesilsin, Ankara Radyosu’nun bunlardan sonra yeni hamlelere girişmesi daha faydalı ve sevindirici olur.
Şardağ, R. (1955, Eylül 1). Sevinebilir miyiz?. Radyo Gazetesi, s. 1, 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

