Sadettin Kaynak gibi en büyük Türk bestecisi için alınan karar, karar kıtlığında asmaları bile budayamaz
Ankara Radyosu’dan aldığımız son bir haberle beynimizden vurulmuşa döndük. Basın Yayın&na verilen bir emirle bundan sonra Ankara Radyosunda musikimizin en büyük bestecisi Hafız Sadettin Bey‘in hiç bir eseri okunmayacakmış. Bunu teyit eden ve sözlerine inandığımız o kadar sanatkâr var ki artık şüphemiz kalmamış bulunuyor. Kim bu; hangi haksız adam ki kalkıyor da bu kararı veriyor ve niçin, niçin saçma ve manasız şeyler edebiyatının başına geçirilecek olan böyle bir kararı tatbik ediyor? İşte iki sual ki, bir haftadır beynimizi delip durmada. Öğrendiğimiz sebep de şu imiş: Cevriye Ceyhun, üstat için Ankara’da yapılan jübileye iştirak etmediğinden tanınmış bestecimiz, teessürî bir kararla, Ankara Radyosunda bu hanım bir daha kendi eserlerini okumamasını radyo idaresine bildiriyor. İdare de buna kızarak, “öyleyse bu zatın eserlerini bundan böyle hiçbir sanatkâr okumayacaktır” emrini veriyor.
Sadettin Kaynak‘ın bu hükmü keyfi bir hüküm diye mütalaa edilerek haksız bulunmuş. Gerçi Cevriye Ceyhun bu jübileye katılmama mevzuunda çok muhtemel ki bir zarurete dayanmış ve kasten hareket etmemiş olmalıdır. Fakat bir bestecinin eserini dilediğine okutmak istememesi kadar tabii ne olabilir. acaba bu eserler için Radyo idaresinden bir telif hakkı mı alınıyor ki? Hele Sadettin Kaynak gibi, eserlerinden vazgeçtiğimiz taktirde solistlerimizin dudaklarını kıpırdatmaya imkan bulunamayacak kadar repertuvar yoksulluğuna mahkûm olacakları muhakkak bulunan bir kıymetin eserlerinden vareste kalmak Ankara Radyosu’nun zaten son zamanlarda gitgide fakirleşen sanat cephesini hiçe indirecektir. Bu ne keyfi karardır? İzmir’de münzevi bir otel köşesinde derin duygularını kaydedemeyecek kadar fizik perişanlığa duçar olan bedbaht bir insanı musikimizin bu temel direğini baltalamak, onun zaten mahzun gönlünü büsbütün incitmek hakkımız değildir ki telif eserlerle alakalı kanunun belirsiz bir köşesine sıkıştırılan şu altı ay içinde bestekarların bir cemiyet kurmaları şartından dolayı esasen bütün bestekarları yüzü terlemeden istismar eden radyolarımızın bir de üstelik falanın eserinin hiç birimiz okumayacaktır.”
Kadı Karakuş’un dahi veremeyeceği kadar saçma, gülünç ve çok manasız bir fetva vermesi insanın vicdanını sızlatıyor. Bir kaç kişiden duyduğumuz bir haber bunun Basın Yayın Umum Müdürü Sayın Muammer Baykan tarafından ileri atılmış bir fikir ve tatbik edilmiş bir karar olduğu yolundadır. Bizi alınan o karar kadar, hatta ondan da ziyade müteessir eden cihet bu kararın Baykan tarafından alınmasıdır.
Bu memlekette tenkiti ya ilanihaye tutmak veya ilanihaye vurmak manasına alanların yanlış görüşü karşısında beni bugün tuttuğunu yarın vuran bir kimse diye mütalaa eden bazılarının yanında tek kuvvetim ilk defa, yalnız meziyetleri ile tanıyıp, daima iyi taraflarından bahsettiğim Sayın Baykan‘a en küçük bir tenkit yöneltmemiş olmamdır. Tek ümidimiz Muammer Baykan‘da idi. Yine de onun böyle keyfi bir karar veren şahıs ve makam olmadığını sanırım. Velev ki vermiş olsun Batılının anladığı manada tenkidi mütalaa eden ve kaç kere temennilerimizi tahakkuk ettiren Sayın Baykan’ın bu mevzudaki kararını sür’atle değiştireceğini ümitle bekliyorum. Bu suretle Şardağ, yar ü ağyare karşı: İşte bir insan ki henüz kendisinin hatalı tarafından değil sadece iyi tarafından bahsediyorum diyerek hakkında bir kaç tenkit nedir bilmeyen basit seviyedeki insanın tarizinden de masum kalmış olacaktır.
Şardağ, R. (1955, Ağustos 25). Tek ümidimiz Muammer Baykan’da idi. Radyo Gazetesi, s. 1, 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

