Gönlümüz her iki taraftan gelecek iyi haberlere ve anlaşma rüzgarlarına muntazırdır
1938 yılından önceleri sevdiğim, 1938 yılından sonra da tanışıp dostluğunda ayrı huzur ve hususiyet bularak bağlandığım, ve aldığım, o temiz dostluk kadar da kendisine verebildiğimi sandığım görüş ve duygu arkadaşım Muzaffer Sarısözen‘e telefonu açıp bir İstanbul gazetesine akseden ailevî anlaşmazlığın ve ayrılık haberinin aslını sordum. Muzaffer ki, kendisine bu kadar yakın olduğum halde bu güne kadar bana böyle bir şeyin kokusunu dahi hissettirmemişti. Titrek, vefakâr, fakat prensip haysiyeti içinde o nispette vakur, eşi Neriman için de o derece saygılı bir ifade ile yalnız şu sözleri söyledi: “Ağam, gelinin (1) Neriman’la aramızda yaş farkı varmış da ayrılacakmışız. Bugün için böyle bir şey yok, inşallah yarın için de olmayacak. Biz Neriman’la yaşımızdan çok başımızla milli musikimizin ruhlarımızı saran ateşi içinde evlendik, dedikodulara üzülmekteyim. Aramızda sen de bilmektesin ki Radyo dışında konserler vermek bakımından bir prensip ihtilâfımız var; o kadar bundan gayrı sen ikimizi de tanır, seversin; hükmü sana bırakıyorum.”
Görüşümüz:
Şimdi anlıyorum ki büyük bir ideal ve his birliği ile kurulan bu yuvada bir sallantı bahis mevzudur. Dikkat edilirse aynı zamanda his birliğinden bahsediyorum. Zira Muzaffer Sarısözen‘in görüşünü tamamen hakikat kabul edemem. Çünkü o, “Yaşımızla değil, başımızla evlendik, aşk macerası ile değil” diyor. Anadolu’nun bu izzeti nefsi olan çocuğu neden çekinmekte? O sadece başıyla değil, her ikisini saran bir hissi maceranın ateşi içinde izdivaç yapmıştır.
Neriman, eğer Muzaffer‘de bağlanılacak, kıymet olacak yaş farkını unutturacak diğer meziyetleri keşfetmişse ideal bir eş olduğunu ispat etmiştir.
Zaten evlilikte marifet, eşlerin, birbirlerinin, kusurlu noksan taraflarını değil, daha evvel kimsenin bulamadığı meziyetlerini meydana çıkarmaktır. Hem sonra insanın sade kafasıyla değil, başka vasıflarının da iştiraki neticesinde evlendiği bir hakikattir. Muhakkak Muzaffer de Neriman, dağları devirir gibi yaşları devirip atan hususiyetler bulmuş, keza aynı şekilde bulduğu, sezdiği çeşitli hususiyetlere inanmış, birbirleriyle hem milli musiki gibi derin bir ülküye bağlanan başları, hem de kalpleriyle evlenmişlerdir. Aralarında tek anlaşmamazlık noktası öyle sanıyorum ki hariçte konser verme meselesidir. M. Sarısözen bunu mahzurlu, N. Sarısözen mahzursuz bulmaktadır.
Tepebaşı’nda her akşam bir seans yapmak için Neriman’a ayda 10.000 liranın üstünde bir teklif yapıldığı halde ve Neriman bunu prensip itibariyle mahzursuz bulduğu halde, Muzaffer’in hatırı için iki sene önce reddetmiştir. Bu cümlenin malumudur. Şu halde Neriman konserleri niçin arzı ediyor? Evvela bunu halledelim! Neriman eğer para maksadıyla bunu arzu ediyor ise, ayda 10.000 liranın fevkinde de gelir sağlayacak olan bir teklifi reddetmezdi.
Onun bu, Radyo haricindeki konserleri benimsemesinin bir sebebi, milli Türk musikimizi, Türk musikisinin bu en şümullü kolunu, diğer müzik çeşitleri arasında şehirlerde de dalgalandırmak, ona diğerleriyle baş başa bir sahne hakimiyeti kazandırmaktadır.
Fakat haydi bu. sebebi, fazla idealistçe bir görüş olarak mütalaa edelim, bizce asıl bir sebep var ki onu yenmek, o sebebin Neriman’a hükmedişine engel olmak, eşyanın tabiatına mugayirdir. Zira her üstün meziyetli insan, hele sanatkarsa eğer, kendisinde mevcut meziyeti dışarı taşırmak ve hakkında izhar edilen taktiri gözleriyle görmek ister. Ruhun en derin köşelerinden gelen bu itiş, onu, bu harekete zorlar. İşte bizce Neriman’da en temiz ve saf bir arzu bu hissî itilişin tesiri altındadır. Buraya bir mim koyarak Muzaffer’in Radyo dışı konserleri mahzurlu buluşundaki sebeplere geçelim.
M. Sarısözen, esasen Radyoda, Neriman’ın yurdun her tarafına sesini ve sanatını duyurarak büyük bir hayranlık kitlesi topladığını bilmektedir. Radyonun milli musiki davasına en temiz ve en şümullü bir hizmet ifa ettiği ve yayın vasıtası olduğu da ayrıca malum iken. Gerçi sahnelerimizde Türk musikisi adı altında icra edilen bizim ne dünümüzü ne de bugünümüzü temsil etmekten uzak bulunan o berbat ve pis şarkıların içine Anadolu’nun bakir nağmelerini katmak da bir hizmet olabilir. Ama bizin gazino ve sahne konserlerimize gelenlerin kaçta kaçı ciddi bir müzik parçası denilmek gayesiyle oraya gelmişlerdir? Buna rağmen terbiye edici yurt türkülerimizi konserlerde de yaymak ve bunda ısrar etmekte fayda olamaz mı? Şüphesiz ki olur ve biz bunun bir hizmet olacağına da Muzaffer’in itiraz etmeyeceğine eminiz. Fakat Sarısözen bu noktada Neriman’a içinden gelen bir suali soracak kadar haşin olabilse şöyle demez mi?
“Niçin, niçin sevgili karım sahneler bu yüksek parayı bir erkek sanatkara değil de kadın sanatkara teklif ediyorlar? Niçin?”
Netice:
Şu unutulmasın ki, benim temiz kardeşim Muzaffer’e olan yakınlığım nispetinde o saygılı, müşfik ve tertemiz Neriman’a da derin bir yakınlık hissim vardır. Hiç bir hissi dostluk ve arka bir düşüncem olmadan kanaatimi, sade onlar için değil, onlara benzeyen veya benzemek ihtimali bulunan diğer çiftler için de belirtmek istiyorum.
Neriman’ın gazinolarda sahneye çıkmamasında Muzaffer’in gösterdiği hassasiyet yerindedir. İstanbul’da rütbesi hem de ileri bir memurun meşhur bir gazinoda ısrarla istediği bir şarkıyı iki kişi okuduğu halde konuşmaktan, kadeh kaldırmaktan vakit bulamadığı bunun için de gecenin sonlarına doğru: “Yahu bizim şarkıyı neden okumazlar?” diye söylendiği şahsi müşahedem içindedir. Sanata karşı olan bu alakasızlık ortasında benim sevdiğim sanatkar olarak tanığım Neriman, kime hitap edecek, hangi hizmeti ifa edecektir. Bu noktada Muzaffer’le ve bütün hanım solistlerimizin bir kısım eşleriyle beraberim.
Konser vermeye gelince: Bence Muzaffer bu hususta biraz müsamahakar olabilmelidir. Anadolu’nun en ucra yerlerinde dahi içkisiz toplulukların ses sanatkarlarının huşu içinde dinlediğini gözlerimle görmüşümdür. Sanatına karşı gösterilen taktiri müşahede etmek, bir sanatkarı bundan daha büyük zevki olamaz ki. En büyük sanatkarların dahi küçük bir iltifatın meczubu olmalarını tabii telakki etmeliyiz. Ciddi olarak tertiplenecek olan bu çeşit konserlere Münir Nurettin‘e has olan o satış titizliği ile seyrek ve haddeden geçirdikten sonra “Peki” demek. Bu noktada o mesut bildiğim, anlaşmış olarak tanıdığım karı kocayı mutabakata varır gördüğüm gün, kendimi dünyanın en bahtiyar insanı telakki edeceğim. Onların aralarını 100 bin lira açamadıktan sonra prensipte tavizsiz ısrar hiç açamaz sanırım. Gönlüm o taraftan ama her iki taraftan gelecek iyilik haberine ve anlaşma rüzgarına muntazırdır. O güzel Memil‘in o iyi birer insan olan anne ve babalarına çok selâm ve çok sevgi.
Şardağ, R. (1955, Aralık 15). Sarısözen’ler arasında prensip yarası. Radyo Gazetesi, s. 1, 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

