Ankara’da programlar

Bizim Radyoların programları daima bir münakaşa, tenkit mevzu olur; neden? Program kelimesinin ehemmiyeti ve kavramı zihinlerimize iyice yerleşmediğinden. Bütün Radyolarımızda derece derece esintileri görülüyor ya, hususiyle Ankara Radyosunda yapılan, sırt sırta ilân edilen, bozulan, programların sebebi işte biraz da bu kavrayışsızlıktandır. İnsan, bahçesini yeni baştan tanzim ederken nelerin ne zaman dikileceğine dair çeşitli görüşlere başvurur. Ankara’da da ise aklına esen, aklına estiği gibi bir program yapmakta, tenkitler başlayınca bu program kaldırılmakta, yumurtlanan yeni marifet öne sürülmektedir. Gerçi Erdoğan Çaplı, Muzaffer İlkar, Necdet Varol hatta kendisine olan ümidimizi hâlâ kaybetmek istemediğimiz bir Naci Serez bu mevzuda hizmetlerinden faydalanılacak kimselerdir. Ama onların da çeşitli Türk müziği veya sözlü yayınlardan faydalanırken fikrine müracaat edebileceği bir Radyo program komitesi olmalı. Bu komitenin içinde maarif müdürü veya onu temsilen enstrüktif maksatla bir irfan mümessili bulunmalı, Radyo içindeki şeflerle Radyo dışından birkaç fikir ve sanat adamı yer almalıdır. 

Ankara’da ise Basın Yayın Umum Müdürü’nün nihai karardan evvel bu komiteye bir defa riyaset etmesi mümkündür. Gerçi Radyo çevrelerinde Hikmet Münir gibi tek başına bir heyetin buluşlarını yaratacak zekâ ve kapasitede insanlar bulunabilir. Ama bir veya iki istisna kaideyi değiştirebilir mi?

Ankara Radyosunda bir Naci Serez vardı. Bu arkadaş program şefliği gibi bir hizmeti üzerine aldığı zaman orijinal bir programla Batı müziğini sevdiren bir istikamet tuttu. Kendisini o zaman beğenmiştik. Hatta yıllarca statik bir istikamette sunulup netice vermeyen izahlı Batı müziğini dinletip sevdirebilme davasını bu zat halledecek diye sevinmiştik. Çok geçmeden bir de baktık ki üstad bir ikinci program öne sürdü. Bu varan iki idi. Bir müddet sonra al sana üçüncü program. Her program için gerçi Basın Yayın tertip edene yüz adedi sahih Türk lirası veriyordu. Ama bu programlar halka artık tiksinti, bıkkıntı vermekten öteye geçmediler. Bir gün o hale geldi ki kalitesizlik, şişirmecilik kör gözüm parmağına kabilinden en görmez gözlere batmaya başladı. Buna bir de konuşması laubali ve müstehzi tavırlı bir spiker kadın ilave edin. Nihayet umum müdürün durum bu kadar işin arasında dikkatini çekti. Bu eski arkadaşının programına derhal gözünü kırpmadan el attı. 

Muzaffer İlkar‘ın saatine gelince bu saatin tertibi öteden beri yazdık. Beğendiğimiz bir tevazu ve vakar içinde devam etmektedir. Halkımızın sevmekte, bıkmadan bağlanmakta olduğu bir saat kalmakta devam etmektedir. Efendice ve iddiasız bir sevk ü idare ile yürütülen bu saatin davetli huzurunda yapılmasından başka ilişeceğimiz bir tarafı yoktur. Bunun ise nazarımızda iki mahzuru vardır. 

Bir defa solistleri Radyoya maaşla veya yevmiye ile bağlarken, onların bizim meçhulümüz olan bir odadan kulak ve ruhlarımıza hitap etmelerini zımnen tekeffül ve takabbül etmiştik. fakat sonradan onları bu zımni hatta hukukî taahhüd dışında bir çalışmaya sevk ederken en basit bir zam ve prim veya muvafakatlerini temin etmiş miyiz?

İkinci mahsur ise, bu saatte bir kısmı evli barlı olup mikrofona mahcubane çıkan hanımlarımızın içtimai mevkileri dolayısıyla birbirlerinden farklı giyinişte olmalarının yaratığı üzüntüdür. Birer arkadaşının en mükellef kürklerle, ağı ağır tuvaletlerle geldiği konserde, ya imkânsızlığı veya prensibi icabı daha mütevazı giyinerek gelen bir hanım solistimizi üzüntüye sevk etmeye Radyo idaresinin hakkı olabilir mi?

Son bir mahsurda bu davetli konserlerine ait davetiyelerin her zaman sosyetenin resmi makamları ile kaymak tabakası arasında taksim edileceği, ona ve sana zaruretle yapılacak bu davetiye tevziinden sonra halkımızın remzi olan Hasanlara neyin kalacağının malum olduğudur. Şeyh Sadi‘nin meşhur bir mısraı vardır: 

“Bıktım, mademki aynı şey tekrar edilecek aynen döneceğine çarkı felek yıkılsın!” Gaye hep aynı davetlilere ikram ise bu programda bari yerinde kalsın diyeceğiz. Daldan dala, işte anlamadığım tek şey, bu Radyoda bundan daha orijinal, canlı ve her dem taze ve gayeli bir program olamazdı. Bir gün birden bire kaldırıldı. Başka Radyoda benzerlerini doğurtan bu güzel programın kaldırılması hikmetini bir defa çözebilsem, benim bu dünyada çözemeyeceğim hiç bir mesele kalmayacak. 

Necdet Varol‘un programını şimdilik zevkle dinliyoruz. 


Şardağ, R. (1956, Mayıs 9). Ankara’da programlar. Radyo Gazetesi, s. 1, 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın