Ankara’daki son istişarî toplantıdan dönüşte beslediğim ümidi karartan değilse de ona gölge düşüren bir hususta, çok önemli bir iş olan nota birliğini temin maksadıyla Ankara’da toplanan önemsiz “Nota Komisyonu”dur. İşbu komisyon Ankara’da M. Baykan dostumuz bilmekte mi bilmem, Fahri kopuz, Halil Tan, Suphi Ziya Özbekkan gibi her biri başka sahada kıymet, fakat bu alanda kendilerinden daha ehilleri bulunabilen kimselerden teşekkül etmiştir.
“Radyolarımızda okunan eserler zaman zaman üsluba, usûle tesir edecek melodik tagayyürlere uğruyor. Bunlar artık birleşsin, her Radyoda okuyan solist, okuduğu eserin öteki Radyoda “yanlış” diye tenkide uğramayacağından emin olsun.” demiştik. Bu fikri tatbik edecek komisyon bu kadar zayıf bir çatı ile nasıl kurulur? Sayın Muammer Baykan‘a, bu mevzuda ihtisası olması gereken salahiyetli daire amir veya müşavirleri siyahı beyaz diye göstermeye nasıl gayret ederler, doğrusu hayret ettim.
Kendisini Avrupa’da bulunduğu zaman kurulduğuna emin olduğum bu komisyonun, Türkiye çapında ilk ve son defa kesin bir otorite ile girişeceği böyle bir teşebbüsü, attığı yerde bırakması, meseleyi ehillerine terk etmesi icap ederdi. Fahri Kopuz bir Radyo çerçevesi içinde gerçekten vücudu elzem olan bir kıymetimizdir. Halil Tan‘ın mevcutlar içinde dikkati çekecek bir değer olmakla beraber hizmet yeri bu komisyon değildir.
Suphi Ziya Bey hakkındaki kanaatimiz malumdur. Eğer onu mutlaka arkasında bulunan hamisi korumak niyetinde ise güzel duygulara sahip olmak, zaman zaman güzel beste yapmaktan başka müzikal hususiyeti bulunmayan bu zat, mesela Radyo yerine Etibank’a müşavir olabilirdi. Etibank’ta faraza Rifat Ayaydın diye bir idare meclisi azası vardır. Şahsen hayatta sevdiğim üç dostun içinde bulunan bu muhterem insanın son derece ince elyaf ile dokunmuş sadece his dolu bir kalbi ve şiirleriyle zevkle dinlediğimiz besteleri vardır. Şimdi bu dostum bütün tarafsız ve insan vasıflarına rağmen böyle bir işe kendini layık görmezse, Suphi Ziya Bey hayli hayli layık görmemelidir. Faraza Türk musikisini sevmekten makamat ve usûlatın bir kısmına baba ocağından, bir kısmına da kısbî olarak nüfuz etmekten başka hiç bir ihtisası bulunmayan fakir dahi böyle bir nota komisyonuna âzâ olmayı musikimize karşı şahsen işlediği en büyük sagısızlık sayar. Himayenin düşmanı değiliz. Fakat leblebi imalcisinden, Hayyam‘ın rubailerine dair bir etüt vermesini beklemeye de hakkımız olmamalıdır.
İşte açık görüşümüz: Biz diyoruz ki, nota birliğini temin edecek komisyon Dr. Suphi Ezgi‘siz üstad Refik Fersan‘sız haset hislerinden kendimizi kurtarırsak, Arif Sami Toker‘siz üstad solist olarak da Münir veya Alâeddin Yavaşça‘sız toplanamaz. Ses ve sazla icra hizmetini görecek elemanları da bulunması gereken bu heyete Ankara’dan iki kıymetli münevver icrakâr olan Halil Aksoy ve Necdet Varol katılabilir.
Biz diyoruz ki, Nuri Halil Poyraz‘la Şerif İçli‘de hizmet görebilirdi. Ne yazık ikisi de Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Dr. Suphi Ezgi ve Refik Fersan gibi iki kemal abidesinden mahrum olan bir nota komisyonundan müspet bir netice alınamaz.
Nihayet biz diyoruz ki, bugünkü komisyondan tam randıman almak heyet üyelerinin teker teker diğer sahalarda bir kıymet olmaları malum olmakla beraber -tahtadan bal istihracına çalışmak kadar beyhudedir- hakikatleri gören zeki gözlere malik olan dostum M. Baykan, neredesin? Seni arıyorum.
Şardağ, R. (1956, Nisan 25). Şu nota komisyonu. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

