Medhal yalnız musikide değil, İstanbul gibi canım bir memleketin Radyosu hakkında yazı yazmaya başladığımız zaman da olabilir. Bu kadar ehemmiyetli bir Radyoya bu sebepledir ki medhalle girdik.
İstanbul Radyosu teknik olarak dalgasını tutturamamaktan, daha doğrusu istila edilmiş hava boşluklarında yatağına, yuvasına girememekten dolayı bedbahttır. Fakat ondan bin kere daha bedbaht olan zavallı memleketimdir. Saz, ses ve otorite bakımından devlerin toplandığı bu Radyodan akşam en geç saat altıdan sonra faydalanamayan bizlere bedbaht denmez de ne denir?
Bunca uğraşma ve mücadelelere rağmen bir Fransız ve bir Kabil Radyosu arasında her gece kendini bize duyurmak için sırtı terleyen bu Radyoyu, bütün neşriyatı boyunca ancak İstanbul’da oturanların rahat dinlediklerine bakılırsa İstanbul Radyosuna İzmir Radyosu gibi bir bölge, hatta Şehir Radyosu gözü ile bakmak gerekir ki bir şahinle serçeyi mukayese etmeden farksız olan bu hükmü kabullenmeye de doğrusu gönül razı olmuyor.
Teknik olarak her saatinde kendini Türkiye’ye duyuramayan İstanbul Radyosunun ceremesini biraz da sanatkâr evlatları çekmektedir. Ankara Radyosunda şöhretini iki senede yapabilen bir sanatkârın İstanbul Radyosunda, kendisini memlekete tanıtmak için en az beş senesi dolmak lâzımdır.
Bu teknik noksanlık, ekseri eve akşam dönen iş ve meslek sahibi milyonların, İstanbul Radyosundan mahrum kalmasına sebep olmakta, bütün lütuf sadece İstanbullulara sunulmaktadır.
Durum düzelebilir mi?
Biz sanmıyoruz. Geçmiş yıllarda vakit varken kaçırılan bu fırsatın artık telâfisi mümkün değildir. Keşke ümitsizliğimizi ümide çeviren bir mucize olsa!
Bununla beraber bu Radyonun yarı günü bizim, tam günü İstanbulluların da olsa yine de teselli buluruz. Zira geçmiş eserlerin kemâl abidelerini sinesinde barındıran irfan, güzellik ve incelik şiiri İstanbul’a, bu Radyodan daha mükemmeli bile lâyıktır.
Haftaya okuyacağınız ikinci makale şudur:
“İstanbul Radyosunda devler”.
Şardağ, R. (1956, Haziran 29). İstanbul Radyosu/Medhal. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

