Şu satırların naçiz yazarı, gerek bu gazetede, gerek diğer dergi ve günlük gazetelerde senelerce ne istemiş, ne iddia etmişse bunların büyük bir kısmı vekâletiniz zamanında gerçekleşmiş bulunuyor.
Akıl için tarik bir olduğuna göre görüşler arasında bir tıpkılık var demektir. Aynı şeyleri müşterek olarak düşünmüşüz demektir. Buna çok seviniyorum. Yar ü ağyara karşı gerçekleştirdiğimiz müspet hareket ve eserleri açıklamak ve ilk yazıma, tenkitin asıl gayesi olan “güzel olanı gün yüzüne çıkarmakla” ibtida ediyorum.
Sayın vekilim,
Biz demiştik ki Radyolarımızda ajans haberlerini aynı zamanda dinlemeye mahkum olmak en basit bir ifadeyle antidemokratiktir. Hatta bu maksatla günlük bir gazetedeki sütunumuzda bu maksatla üç yıl önce yazdığımız bir yazı üzerine o zamanki İzmir Radyosu Müdürü bizi devletin politikasına karışmakla suçlamış, yine o zaman Basın Yayın’ın en salahiyetli bir şahsı aynı zamanda aziz bir dostumuz olan zat “Türkiye’de yüz Radyo olsa, yüzü de aynı zamanda haberleri neşretmeye mecburdur.” demişti. Siz ise işe başladıktan az sonra haberleri alıp ayrı saatlere yerleştirdiniz. Kolomb’un yumurtası gibi, bu işi, meşhur ve mütehassıs Basın Yayın’cıların gözleri önünde tatbik ettiniz.
Biz, yıllardır Radyolarımızda güftenin hakkı bestenin hakkından farksızdır. Telif hakları kanunun karşısındaki durumlarıyla oldukları kadar, sanat zaviyesinden de farkları yoktur demiş güftelerin bilerek veya bilmeyerek yanlış okunduğunu yazmıştık. Üç Radyoya senelerdir birer edebiyat öğretmeni kadrosu koyduramamış olan alakalılara da adetimiz veçhile çok sert sitemlerde bulunmuştuk. Hatta bu hususta sayın Umum Müdür Muammer Baykan‘la da mutabık kalmıştık. Kadroları konulamamakla beraber bugün Ankara ve İstanbul Radyolarında bu hususun teminine gidildiğini memnuniyetle müşahede ediyoruz. Ancak Ankara’daki hocalık ehline tevdi edilmişse de, bu iş İstanbul’da maalesef ehillerin elinde değildir. Divan edebiyatı mevzuunda yetişmiş bir hayli kıymetin bulunduğu İstanbul’da Radyodaki bu dersleri erbabına tevdi etmek, İzmir Radyosu’nda da aynı teşebbüslere geçmek himmetinize kalmıştır.
Biz demiştik ki: Radyolarımızda Türk müziği davası gangren olmuştur. Asıl üstat ve kıymetlerin fikrine Radyo içinde ve dışında müracaat edilmediği gibi. Radyo haricinde de mevcut salahiyetlilerin adı anılmaz olmuştur. Mesela İstanbul Radyosu’nda bestelerindeki asalet, icra tarzındaki hususiyet ve bilhassa musikimiz hakkındaki bilgi ve vukufu ile tanınmış olan Refik Fersan yıllarca beyhude bir ikamete mahkûm edilmiş müzik şefi Cevdet Çağla musiki mahsullerimizin halisini ve kalp olanını ayırmayı (eserlerinden de anlaşılacağı üzere) pek mükemmel bildiği halde, derin fakat manalı bir sükut içine dalmıştı.
Ses imtihanları yapılır, jüriye Münir çağrılmazdı. Radyolarımızda okunan şarkıların kalitesi berbattı. Bir takım mevzuları yeniden ele almak lazımdı. Gördük ki zamanınız bir ıslah heyeti kuruldu. Münir müşavir olarak tayin edildi.
Bu işlerde teşebbüse geçmiş olmanız bile memnunluğu mucip olacakken, kıymetleri kıymetlendirmeye doğru atılmış adımlar ayrıca sevindiricidir. Noksanlar ve yanlışlıklar üzerinde sonradan durmak üzere bu hareketiniz için de notumuz umumi olarak müspettir.
Biz demiş değildik ama bir de gördük ki zamanınızda Ankara ve İstanbul Radyolarında söz ve müzik yayınlarının ücreti artırıldı ve az çok (söz yayınlarına inhisar etmek şartıyla) bu artış İzmir Radyosuna da tesir etti. Biz diyememiş ve sene ortasında pek ümit etmemiştik. Ama olana sevindik, memnun olduk.
Biz yazmamış ve düşünememiştik, fakat vekâletiniz zamanında Batı müziği davasının Ankara Radyosunda halledildiğine şahit ve bu sebeple bahtiyar olduk. Naci Serez adında yüzünü ve kendisini icraatını gördükten sonra meraklanıp gördüğüm ve tanıdığım genç bir program müdürünün sizden aldığı kuvvetle başardığı işe hayran oldum. Batı müziğini musiki seviyemizin yükselmesi için zaruri görenlerdenim. Onda aynı zamanda musikimizin faydasız ve müşkülatçı muhafakârlara rağmen kaderini değiştirecek yaşatacak unsurlar bulmaktayım, Fakat ya didaktik kuru ikazlarla veyahut statik bir hüviyet içinde senelerce sevdirilmeden neşredilen ve sayesinde birçoklarının menfaatler sağladığı bu musiki dalını orijinal, canlı son derece sevimli ve popüler programlar halinde sunan bu arkadaşın görüşünün diğer radyolarımızda da hakim olmasını temenni ederim.
Muhterem Vekilim,
Haftaya radyo neşriyatının tenkidi mucip olan kısımları üzerinde açık ve samimi görüşlerimi bildirecek öteki hafta da Ankara Radyosunun bugünkü durumu üzerinde müdellel ve acı hakikatleri açıklayacağım.
Şardağ, R. (1954, Aralık 27). Muhterem Sarol’a ikinci mektup. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

