İstanbul Radyosu, sinesinde barındırdığı çok değerli ses ve saz kıymetlerine rağmen bu Radyonun kalitesine uymayacak bazı solistlere yer vermekle hatalı yolda yürümekte, bu tarafı ile sevimsiz olmaktadır. Bir defa, ses bakımından kalitesizlik hiç bir Radyo için tecviz edilmez ama, hususiyle İstanbul Radyosu gibi muallim ve mürşit Radyo olma avantajını Ankara Radyosundan kapmış olan öncü bir Radyo için hiç mi hiç tecviz edilmez. Bu Radyoda Münir Nurettin, Refik Fersan, Dr. Nevzat Atlığ, Cevdet Çağla gibi klâsik musiki terbiyesinin üstatları, Salih Dizer, Ali Rıza Köprülüoğlu, Mualla Gökçay, Necmi Rıza Ahıskan, Recep Birgit, Cici Necdet, Nigar Uluerer, Lütfi Güneri gibi daha adlarını hatırlayamadığım solistlere seans verilmesinde pek acele davranılmış olduğu muhakkaktır. Hiç şüphe yok ki kendilerini çok sevdiğim Necmi Rıza ve Salih Dizer‘le kendilerini şahsen tanıdığım Recep Birgit, Rıza Köprülüoğlu gibilerini Mualla Gökçay, Uluerer ve Karacan‘la mukayese etmem. Az çok klasik terbiye görmüş olan bu sanatkârların bütün günahı seslerinin ancak bir dost meclisinde dinlenilebilecek sesler olduğu; Radyo bahusus İstanbul Radyosu gibi memleket şümul bir radyonun lamı addedilebilmekten uzak bulunduğudur. Çoğunu şahsen tanıyıp sevdiğim hemen hepsi de kibar ve efendi kimseler olan bu arkadaşların yanında bir de hususiyetleri piyasadan devşirilmiş sesler var ki, doğrusu, bu hususiyetleri belirtilmeden en güzel günlerde mahsus saatler tahsis edilen Gökçay, Uluerer, Lütfi Güneri, Karacan gibi seslere karşı piyasadan pekala haklı itirazlar yükselebilir ve denebilir ki: Uluerer okur da, Gökçay okur da, Abdullah Yüce niye okumaz? Solistlerin yıllarca temiz hançere kazandırılmış olan hoca üstatların bunca emek verip elleme kömürü gibi sıra ve karışık olanından tefrik ettikleri bu seslerin piyasanın cıvıklaştırıcı hançeresiyle yan yana gelmesinden bu zatlar elbette ki elem duymaktadırlar. Eğer Batı Radyolarında yeri ve özelliği kalın ve karakteristik program hatları ile çizilen kabare ve kafeşantan müziği gibi bizde de bir hususiyet yaratılacaksa bu piyasa seslerinin en tipik ve önde mümessillerine zaman zaman hat ölçü ve repertuvarları tespit edilerek seyrek seanslar verilebilir. Öte yandan isimlerini yukarıda saydığım oldukça terbiye görüp bilgi almış sesleri sololardan çıkarıp beraber programlara koymakla şimdilik ilk tedbir alınabilir.
Şardağ, R. (1956, Ağustos 8). İstanbul Radyosu’nun en acı derdi. Radyo Gazetesi, s. 1, 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

