En başta söyleyelim: Bu kazan, Yakın Şark’tadır. Dâhî Atatürk‘ün Sadabat Paktı ile Balkan ve küçük Avrupa devletlerine dost olarak bağlamaya çalıştığı yakın Şark devletlerinin acınacak halini görüyorsunuz. Öylesine mahkumdurlar ki, Mısır, Ürdün, Suriye ve nihayet İran’da meydana atılan politikacıların marifetiyle neredeyse sırtları yere gelmek üzeredir. Şark için his, mübalağa, hırs ve tahrik gibi hususiyetlerinden bir andan sıyrılmak kolay değildir. Hele akli değil, hissi olan milletler bahis konusu olunca bu gerçek, söz götürmez olur.
Yukarıda saydığımız memleketlerde, mustarip halk çocuklarının şantajdan uzak, açık ve namuskâr bir hürriyet ve hak eşitliğine susamasını istismar eden politika stajyerleri, kendilerine istedikleri kadar hürriyetçi ve ihtilalci dedirtmeye çalışsınlar, taklitçi olmaktan öteye geçemezler. Bu generaller hareketlerinin fikri izahını yapamamışlardır. Neden Faruk devri sona erdirilmiştir? İltimas, rüşvet vesaire gibi, laf kıtlığında her ağzın geveleyeceği bu amiyane sözlerle bir devrin izahı ve askeri darbenin mahiyeti ifade edilebilir mi? Kralı hudut dışı edenler Mısır’da bebek kralı başlarına geçirmeye kalkarlarsa, samimiyet bu siyasetin neresinde olur? Ya Musaddık efendi? Mukabilinde Bolşevizm’in kucağına düşmek gibi bir tehlike taşıdığını bile bile petrol istiklaliyetini sırasız ve zamansız demagojik bir gürültü ile ortaya sürerse bunda hangi vatani ve milli bir emel sezilebilir? İnkılap bu kadar mı ucuz? Hak, hürriyet, vatanseverlik bu kadar mı sudandır? Gerçek odur ki yakın şarkta bir kazan kaynıyor. Bu kazanın karşısında bir çekimlik tömbeki uğruna ömrünü harcayan İranlı vatandaş ve pamuk tarlalarında birkaç kuruşa bütün fizik gücünü satan Mısırlı halk çocuğu boş yere nasibini beklemektedir. İşte bu nasipsizlik, mel’un komünizmin başlıca gıdasıdır. XIX. asırdan beri dünya milletlerinin birbirine mıh gibi perçinlendiğini bildiğimiz, hele kaç yıldır bir kilit taşı mevkiini, demirden bir salabetle muhafaza ettiğimiz dikkate alınırsa, Şark milletlerini bedbin ve mustarip ruh haletleri içinde avlamaya çalışan komünist tehlikesi karşısında bizim de uyanık durmak mecburiyetinde olduğumuz inkar edilemez. Böyle daimi bir keşmekeş ve marazla inim inim inleyen komşu memleketler halkının bozuk maneviyatı koli basili gibi zayıf vasatlar arayan Bolşevik mel’anetine beslenme yeri teşkil edeceğinden ise asla şüphe edilmemelidir. Bir veya bir kaç köşesinden çürük paçavralarla tutturulmuş olduktan sonra, üç tarafını demir örgü ile de çevirsek cihan emniyeti diye bir şeyin lafı olamaz. Profesör Melzik, Atatürk‘ü örnek almalarını istediği Şark milletleri için yazdığı eserinde der ki: “Hürriyetsiz olmaktan çok, rehbersiz ve öndersiz kalmış, demagoglara kölelik eden mazlum Şark milletlerine yazık oluyor.”
Bu söz, hâlâ doğru değil mi?
Şardağ, R. (1952, Ağustos 13). Kazan. Anadolu, s. 1.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…
